AK Parti Sakarya Milletvekili Ertuğrul Kocacık, babası
merhum Halil Kocacık'tan devraldığı ve yaklaşık 40 yıl boyunca mesleğini sürdürdüğü
Atatürk Bulvarı'ndaki Bulvar İşhanı'na, kentsel dönüşüm nedeniyle veda etti.
Kocacık, 17 Ağustos 1999 depreminin ardından yaşananları, ailesini, meslek
hayatını, dostluklarını ve işhanında geçen yılları anlattığı duygu yüklü bir
yazı kaleme aldı.
“Yenicami ve Bulvar İşhanı'na Veda Zamanı” başlıklı
yazısında Kocacık, 1984 yılında tamamlanan ve 1985'te babasının muhasebe
bürosunu taşıdığı Bulvar İşhanı'nın yaklaşık 40 yıllık hikâyesini anlattı.
İşhanında faaliyet gösteren esnaf, doktor, avukat, mali müşavir, mühendis,
siyasi parti ve Sakaryaspor'a ilişkin anılarını paylaşan Kocacık, babasından
devraldığı mesleğin kendi hayatındaki yerini de ayrıntılarıyla aktardı.
Kocacık, “Bulvar İşhanı'ndan ayrılıyoruz; dostluklarımızdan değil” sözleriyle
veda etti.
Kocacık'ın yazısının tamamı şu şekilde:
"YENİCAMİ VE BULVAR İŞHANI’NA VEDA ZAMANI…
17 Ağustos 2026
Bazı binalar vardır; betonuyla, demiriyle, katlarıyla değil,
içinde biriken hatıralarla ayakta durur.
Kapısından her geçtiğinizde bir insanı, merdivenlerinden her
çıktığınızda başka bir zamanı hatırlarsınız. Bir köşesinde çocukluğunuz, bir
odasında gençliğiniz, bir masasında babanız, bir koridorunda dostlarınız
vardır.
Bulvar İşhanı benim için tam da böyle bir yer.
Şimdi, Dirençli Şehir Sakarya hedefi kapsamında kentsel
dönüşüme girecek olan Bulvar İşhanı’ndan ayrılma vakti geldi.
Elbette şehirler yenilenmeli, yapılar güvenli hâle gelmeli.
Hele ki 17 Ağustos 1999 gibi büyük bir acıyı yaşamış Sakarya’da bunun önemini
hepimiz biliyoruz.
Ama bir binayı boşaltırken yalnızca masa, sandalye, dosya ve
eşyalarınızı başka bir yere götürebiliyorsunuz.
Hatıralarınızı ise taşıyamıyorsunuz.
Onlar orada kalıyor.
BİR BİNADAN ÇOK DAHA FAZLASI
Bulvar İşhanı’nın arsası, Sakarya’da “Hurdacı Ziya” olarak
tanınan merhum Ziya Erfan’a aitmiş. Binayı ise şehrimizin saygın iş insanı ve
müteahhitlerinden merhum Cevat Uncuoğlu yaptı.
Cevat Bey yalnızca binayı yapan kişi değildi. Kendi inşaat
ve mühendislik ofisi de birinci kattaydı. Oğlu Recep Uncuoğlu, babası hayatta
olduğu müddetçe onunla aynı işyerinde çalıştı.
Yıllar sonra Recep Bey’in yolu Türkiye Büyük Millet
Meclisine uzanacaktı.
Bulvar İşhanı’nın girişinden başlayalım…
Bir zamanlar Tavşanlı Kuruyemiş vardı. Sahibi Nazmi
Birlik’ti. Uzun yıllar oğlu Tamer Birlik’le birlikte çalıştılar.
Güzel bir kuruyemiş dükkânıydı.
Taze leblebi kavrulur, kahve öğütülürdü. İşhanının girişine
yayılan o güzel koku bugün bile hafızamdadır.
Tamer Birlik bugün SASİAD Başkanlığı görevini sürdürüyor.
Daha sonra bu dükkâna Esen Sigorta, Ali Esen geldi.
Ali Abi, 17 Ağustos depreminde eşini ve evladını kaybetti.
Yaşadığı tarifsiz acıya rağmen depremi ve yaşananları unutturmamak adına her 17
Ağustos yıl dönümünde Sakarya’da yaşanan deprem fotoğraflarından oluşan
sergisini Bulvar İşhanı’nın önünde açmaya devam etti.
Belki de kaderin anlamlı bir cilvesidir:
17 Ağustos’un acısını yıllarca önünde hatırlattığımız bina,
bugün daha dirençli bir Sakarya için dönüşüyor.
Zemin katta şehrimizin tanınan, saygın ve beyefendi
insanlarından Birol Öner Bey’in beyaz eşya mağazası vardı. Birol Bey bir dönem
SATSO Meclis Başkanlığı da yaptı. Sonrasında binadan ayrılarak başka bir
sektörde faaliyetlerine devam etti.
O işyerinin hafızamda kalan önemli isimlerinden biri de
işletme müdürü Sedat Taş’tır. Güler yüzlü, samimi, müşterileri çok güzel
karşılayan ve aynı zamanda fanatik bir Beşiktaşlıydı. Birol Bey iş değişikliği
yaptıktan sonra Sedat Bey, Yenicami’ye yakın Adnan Menderes Caddesi’nde beyaz
eşya ticaretine devam etti.
Zemin katta işletmeciliğini Avni Bıyık’ın yaptığı Bayık
Kâğıt Ticaret vardı. Kâğıt, poşet, ambalaj malzemeleri satılırdı. Avni Bey’in
vefatından sonra işyerini akrabası Ali Duyak devraldı ve işletmeye devam etti.
Bulvar İşhanı’nın fotoğrafçısı merhum Salih Esendeniz idi.
Rahatsızlanarak vefat ettikten sonra işyerini kardeşi Ferhat Esendeniz
işletmeye devam etti.
Ferhat Abi’nin bir sözü hâlâ kulağımdadır:
“En iyi kravatı fotoğrafçılar bağlar.”
Benim de zaman zaman kravatlarımı Ferhat Abi bağlamıştır.
İşhanımızın zemin katında iki erkek, bir de bayan kuaförü
vardı. Altınmakas İsa Küçük, Erkek Kuaförü Mahmut Sarı ve iki kız kardeş Gülten
ve Bahriye Hanımların işlettiği Gülten Bayan Kuaförü…
Ben Mahmut Sarı’nın yanında çalışan Erdinç Kuruş’a tıraş
olurdum. Yıllar sonra iki erkek kuaföründen biri kapandı, diğerinin işletmecisi
Erdinç oldu. Daha sonra Sakarya Eğitim ve Araştırma Hastanesinin kuaför
ihalesini alınca Bulvar İşhanı’ndan ayrıldı ve işyerini kalfası Erkan’a
devretti.
Zemin katta bir de Karaca Kırtasiye vardı ve hâlâ
faaliyetini sürdürüyor.
Sahibi, uzun yıllar Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığında
Daire Başkanlığı yapmış, sonrasında resmî arabuluculuk görevinde bulunmuş
merhum Şemsettin Karaca idi. Oğlu Hulusi Karaca ile birlikte işletirlerdi.
Daha sonra kırtasiyeyi benim de doğup büyüdüğüm mahalleden
olan Halil Uslu Abimiz devraldı. Halil Abi uzun yıllar İstanbul’daki kurumsal
inşaat firmalarında çalışmış, bilgi birikimi ve tecrübesiyle çevresindeki
insanlara yardımcı olmaya çalışan kıymetli bir büyüğümüzdür. Bugün de
kırtasiyeyi işletmeye devam ediyor.
KÖFTECİ MUYO VE KÜÇÜCÜK ÇAY OCAĞI
Bulvar İşhanı’nın herkes tarafından bilinen iki önemli
mekânını ayrıca anlatmak gerekir.
Bunlardan ilki Köfteci Muyo…
Merhum Mustafa Ünlüsan ve çocukları Muzaffer ile Metin
Ünlüsan’ın işlettiği, ıslama köftesi ve ev yemekleriyle meşhur bir esnaf
lokantasıydı.
Babamla her sabah işe geldiğimizde gördüğümüz manzara hemen
hemen aynıydı.
Mustafa Amca lokantanın girişinde, hemen sağ taraftaki
masada oturur, meşhur köftesini hazırlardı. Bazı sabahlar yanına oturur, sabah
çorbamızı içer, sohbet ederdik.
Çok muhterem bir insandı.
Yemekleri de çok güzeldi. Öğleden sonra saat üç gibi
gitseniz tezgahta yemek kalmamış olurdu.
Mustafa Amca’nın vefatından sonra çocukları işletmeye devam
etti. Bulvar İşhanı’nın boşaltılması gündeme gelince yine Atatürk Bulvarı
üzerinde, işhanımızın karşısındaki yeni yerlerine taşındılar.
İkinci önemli mekân ise Mustafa Amca’nın büyük oğlu İsmail
Ünlüsan’ın çay ocağıydı.
Asansörün hemen yanında küçücük bir yerdi.
Bugünün gençlerine anlatması bile ilginç gelebilir. O
yıllarda teknoloji kısıtlıydı. Her katta çay ocağına bağlı bir diafon
bulunurdu. Diafona basar, çayınızı veya kahvenizi söyler, işyeri numaranızı
verirdiniz.
Çay ocağından çay markaları alınır, her cumartesi günü hesap
görülürdü.
Cep telefonu yoktu.
Mesajlaşma uygulamaları yoktu.
Ama insanlar birbirlerini tanırdı.
İŞHANININ İKİ EMEKTARI
Bulvar İşhanı’nı anlatıp da iki emektarını anmadan geçmek
büyük haksızlık olur.
Bunlardan ilki Hasan Amca…
İşhanının temizliğinden güvenliğine kadar birçok işle o
ilgilenirdi. İşe bisikletiyle gelir, yine bisikletiyle evine dönerdi. O
bisiklet âdeta Hasan Amca’yla özdeşleşmişti.
Ne yazık ki bir gün yine bisikletiyle işe gelirken geçirdiği
elim bir trafik kazasında kendisini kaybettik.
İşhanımızın hafızasında emeği, sadeliği ve çalışkanlığıyla
hep yaşayacak.
Allah rahmet eylesin.
Bir diğer emektarımız Selahattin Kürküt, bizim Selahattin
Abi…
İlk yıllarda İsmail Ünlüsan’ın çay ocağında çalışırdı.
Gerektiğinde öğle saatlerinde Köfteci Muyo’nun servisine de yardım ederdi.
Çok çalışkan, güvenilir ve herkesin sevdiği bir insandı.
Bir özelliği daha vardı:
Çok da güzel futbol oynardı.
Hasan Amca’yı kaybettikten sonra onun görevini Selahattin
Abi üstlendi. Uzun yıllardır Bulvar İşhanı’nın temizliğini, güvenliğini ve
düzenini aynı titizlikle sürdürüyor.
Belki kapılardaki tabelalarda onların isimleri yazmıyordu.
Ama Bulvar İşhanı’nın gerçek emektarlarından ikisi de
onlardı.
Çünkü bir binayı yalnızca orada işyeri sahibi olanlar değil,
yıllarca emeğini veren insanlar da var eder.
BİRİNCİ KATA ÇIKARKEN
Merdivenlerin tam karşısında 4. Noter vardı. Yakın zamana
kadar birinci katın neredeyse yarısında hizmet verdi.
Yıllar içerisinde çok noter değişti. Hafızamızda kalan
isimlerden biri, soyadından da anlaşılacağı üzere, Mustafa Enhoş idi.
Noterler gelip geçti ama noterlik çalışanları hemen hemen
hiç değişmedi. Birçoğu aynı yerde yıllarca çalıştı ve oradan emekli oldu.
Başkâtip Nurullah Bey; Aysel Hanım, Arif Bey, Muammer Bey,
Ceyda Hanım…
İşhanında çok sayıda mali müşavir bulunduğu için noter bizim
açımızdan çok önemliydi.
Özellikle aralık ayları…
Yeni mali dönemin ticari defter ve belgeleri noter
tarafından tasdiklenir, çok yoğun mesai yapılırdı.
Noter mührünün defterlerin üzerine vurulduğu anın sesi hâlâ
kulaklarımızdadır.
Bugün her şey elektronik dönüşümle dijital ortama taşındı. O
eski aralık yoğunlukları büyük ölçüde tarihe karıştı.
Noterin yanında uzun yıllar Diş Hekimi Ertuğrul Cündübeyoğlu
hizmet verdi. Kendisi sinema ve dizi oyuncusu Ebru Cündübeyoğlu’nun da
babasıdır.
Birinci katta merhum Cevat Uncuoğlu’nun ofisi vardı.
Daha sonraki yıllarda Selahattin Ayvaz ve Hasan Uçar
ortaklık şeklinde sigorta acenteliği yaptılar.
Avukat Vecdi Kemal Bengisu da binaya sonradan gelen isimler
arasındaydı.
Bir de merhum Yavuz Deniz vardı.
Onun bizim ailemizle olan özel hikâyesine birazdan
döneceğim.
Bir seçim döneminde DSP de birinci katta geçici bir seçim
bürosu kiralamıştı. Partililer geliyor, gidiyor; doğal olarak bir seçim
hareketliliği yaşanıyordu.
Fakat hafızamızda kalan başka bir ayrıntı vardı.
İşhanı merkezi bir konumda olduğu için büyük hoparlörler
konulmuş ve gün boyunca seçim müziği çalınmaya başlanmıştı.
Bir süre sonra yalnızca partililer değil, bütün Bulvar
İşhanı seçim şarkısını ezberlemiştik:
“Gözün aydın Türkiye, ak güvercin geliyor…”
Neredeyse uykumuzda bile söylüyorduk.
Bugün hatırladığımızda yüzümüzde tatlı bir tebessüm
bırakıyor.
İKİNCİ KAT
İkinci katta, bizim ofisimizin sağında İhlas Holding ve
Türkiye Gazetesi’nin Sakarya şubesi ve irtibat büroları vardı.
Bölge Müdürü Abdurrahman Özaydın, yalnızca iyi bir komşumuz
değil, babamın da yakın arkadaşı ve dostuydu.
Ofisimizin solunda Gün İnşaat vardı. Sahibi yakın zamanda
kaybettiğimiz merhum Nihat Gün idi. 17 Ağustos depremine kadar Bulvar
İşhanı’nda faaliyet gösterdiler, sonrasında 1. Organize Sanayi Bölgesi’ne
taşındılar.
Bugün şirketin başında çocukları Vahap ve Cem Gün bulunuyor.
Aynı katta Mali Müşavir merhum Akın Saraç, sonrasında Nihat
Akın vardı. Kısa bir süre İhlas Haber Ajansı da başka bir ofiste faaliyet
gösterdi.
Bir diğer önemli isim Mali Müşavir Necati Eker idi.
Necati Abi bir dönem DSP İl Başkanlığı yaptı. Fakat bizim
açımızdan hikâyesi çok daha eskiydi.
Babamla gençlik yıllarına dayanan bir dostlukları vardı.
Halk pazarlarında Necati Abi konfeksiyon ürünleri satarken, babam da babasıyla,
yani dedemle birlikte köfte satarmış.
Yıllar sonra ikisi de meslek hayatında yollarına devam
ettiler. Babam Sakarya SMMM Odası Başkanlığı yaptığı dönemlerde Necati Abi de
onunla Yönetim Kurulunda görev aldı.
Necati Abi’nin bürosunda çok kıymet verdiğimiz Nihat
Karacaatlı ve Muazzez Çakar birlikte çalışıyordu.
Necati Abi’nin vefatından sonra Muazzez Hanım büroyu
devralarak mesleki faaliyetine devam etti. O da kentsel dönüşüm nedeniyle bugün
Bulvar İşhanı’nın karşısındaki yeni işyerine taşındı.
ÜÇÜNCÜ KAT
Üçüncü katta Yıldız İnşaat’tan Mustafa Tüysüz vardı.
Mustafa Abi, Bulvar İşhanı’nın önemli şahsiyetlerinden
biridir. Herkes tarafından sevilen, sayılan, fikirlerine değer verilen bir
büyüğümüzdür ve hâlen binadadır.
Elektrik Mühendisi merhum Salih Börekçioğlu, kız kardeşi
Ayşe Börekçioğlu ile uzun yıllar işhanında hizmet verdi. Salih Abi’nin
vefatından sonra büroları kapandı.
Avukat Fisun Atilla’nın Hukuk Bürosu ve yanındaki büroda eşi
Dr. Alper Atilla vardı. Fisun Ablalar 17 Ağustos depreminden sonra yanlarındaki
avukatlarla birlikte kendilerine müstakil bir yer yaparak oraya taşındılar.
Yaşar Tercan ve eşi Nalan Tercan’ın mimarlık ofisleri de bu
kattaydı. Depremden bir süre sonra işyerlerini sattılar; o işyerini Mali
Müşavir İsmail Küçük satın aldı.
Aile dostumuz, emekli Vergi Dairesi Müdürü Muhit Gezici ve
kızı Mali Müşavir Burcu Gezici de bir dönem burada bulundular. Daha sonra başka
bir binaya taşındılar.
Uzun yıllar Mali Müşavir olarak faaliyet gösteren Osman
Ürküt, depremden sonra Bulvar İşhanı’nın birkaç blok ötesindeki bir binaya
taşındı.
Mali Müşavir Ömer Zararsız da binaya sonradan taşındı ve
hâlen burada mesleki faaliyetini sürdürüyor.
Ve Kaan Akarsu, Ercan Baylan ile Fatih Borinli…
Onların hikâyesine ayrıca döneceğim.
DÖRDÜNCÜ KAT
Binanın en üst katında neredeyse yapımından itibaren aynı
yerde faaliyet gösteren Mali Müşavirler Atilla Elibol ve Nurettin Subaşı var.
Atilla Bey’in oğlu Yiğit Elibol da Mali Müşavir.
Atilla Bey’in ofisinde uzun yıllar birlikte çalıştıkları
Mali Müşavir Derya Özdemir Hanım ve Şaban Kılıç bulunuyor.
Atilla Bey aynı zamanda uzun yıllar Bulvar İşhanı’nın
yöneticiliğini yapmış kıymetli bir büyüğümüzdür.
Dördüncü katta uzun yıllar faaliyet gösteren firmalardan
biri de Entek Mühendislik idi. Erol Demiralay da uzun yıllar boyunca Bulvar
İşhanı’nın meslek ve komşuluk kültürünün bir parçası oldu.
Bulvar İşhanı’nın siyasi hafızasında da önemli bir yeri
vardı.
Milliyetçi Hareket Partisi Sakarya İl Teşkilatı uzun yıllar
binanın en üst katında faaliyet gösterdi. Hulusi Karaca’nın hatırlatmasıyla
benim de yeniden hatırladığım güzel anılardan biri, MHP Genel Başkanı merhum
Alparslan Türkeş’in Sakarya’ya geldiği dönemlerde Bulvar İşhanı’na da
uğramasıydı.
O yıllarda bir siyasi partinin il teşkilatına ev sahipliği yapan
işhanı, Türkeş’in ziyaretleriyle Sakarya’nın siyasi hayatının da zaman zaman
buluşma noktalarından biri olurdu.
Bu katta bir başka aile şirketi *Lepi Tavukçuluk Ltd.
Şti.*nin merkez ofisi bulunuyordu.
Kurucusu Emir Ahmet Sarı, uzun yıllar Çelebiler Köyü’ndeki
besihanede yetiştiricilik yaptı. Bulvar İşhanı’nın karşısında, Çıracılar
Caddesi’nin başındaki Lepi perakende satış mağazasını neredeyse bütün
Sakaryalılar bilirdi.
Bugün Emir Ahmet Bey işleri ikinci kuşağa devretmiş durumda.
İkinci nesil de şirketi daha ileri taşıyarak İstanbul’da merkez depo ve birçok
ilçede satış mağazalarıyla faaliyetlerini büyüttü.
Avukat Kirman Yalçınkaya da uzun yıllar bu katta faaliyet
gösterdi ve ilerleyen yaşı nedeniyle ofisini kapattı.
Ve bu katta bir dönem şehrimizin en önemli markalarından
Sakaryaspor Kulübünün idari ofisi vardı.
Kulüp Müdürü merhum Adnan Şeker, şehrin spor camiasında çok
tanınan ve sevilen bir insandı.
Babam da Sakaryaspor’da görev yaptığı için Adnan Abi ve
kulüp çevresiyle uzun yıllara dayanan bir dostluğu vardı.
Nazmi Durmuşoğlu da uzun yıllar Sakaryaspor’da görev yaptı.
28 VE 29 NUMARA
Şimdi benim için Bulvar İşhanı’nın kalbine gelelim.
Bizim Mali Müşavirlik ofisimiz ikinci katta 28 ve 29
numaralı iki bürodan oluşuyor. İki büro arasındaki bölme açılmış ve birbirine
bağlanmıştı.
Ama bu iki odanın hikâyesi Bulvar İşhanı’ndan daha önce
başlıyor.
Babam muhasebe mesleğiyle Ticaret Lisesinde tanışmış.
O yıllarda muhasebeci ve mali müşavirlerin henüz bugünkü
anlamda bir meslek yasası yoktu. Muhasebe bugünkü kadar karmaşık değildi.
Babam, Sakarya’nın ilk muhasebecilerinden merhum Güngör
Akarsu’nun yanında mesleğe başladı.
Güngör Bey’in bürosu adeta bir muhasebe okuluydu.
Babamın yanı sıra İmdat Akgünler, Rahmi Cantimur ve daha
nice isim o kültürün içerisinde yetişti.
Güngör Akarsu yalnızca babamın ustası değildi.
Babamın nikâh şahidiydi. Ben doğduğumda ismimi koyan da
Güngör Akarsu’ydu.
Babam daha sonra kendi bürosunu açmaya karar verdi.
Vergi Dairesinde şef olarak çalışan, Sakarya’nın siyaset ve
spor camiasının yakından tanıdığı ve babamın da çok değer verdiği merhum Yavuz
Deniz ile ortak olarak Sakarya Caddesi’nde, Yavuz Amca’nın evinin altındaki
işyerinde ilk ofisini açtı.
İşte birinci katta sona bıraktığım Yavuz Deniz’in bizim
ailemiz açısından özel anlamı buydu.
Sakarya Caddesi’ndeki o büro da zaman içerisinde bir meslek
okuluna dönüştü.
O bürodan Celalettin Pomak, Enver Özdemir, Hasan Saraç, Naci
Canay, Hüsamettin Saraç, Gürcan Akdağ, Ahmet Kale, Hacı Veli Gezici ve daha
nice isim geçti.
Ve elbette hatırlayamadığım daha niceleri…
Unuttuklarım varsa haklarını helal etsinler.
Bulvar İşhanı 1984 yılında tamamlandı. Hatırladığım
kadarıyla 1985 yılının nisan ayında babam Sakarya Caddesi’ndeki bürodan Bulvar
İşhanı’na taşındı.
28 ve 29 numaralı büroların nasıl alındığının ise benim için
bambaşka bir anlamı vardır.
Dedem, Sakarya Un Fabrikası’nda gece bekçisi olarak çalışmıştı.
Onun emekli ikramiyesiyle bu iki bürodan birini babam aldı.
Diğer büro için ise binayı yapan merhum Cevat Uncuoğlu,
babama ödeme konusunda vade tanıdı.
Böylece 28 ve 29 numaralı bürolar bizim ailemizin meslek
hayatının merkezi oldu.
Bu nedenle o iki büronun birinde dedemin yıllarca gece
bekçiliği yaparak kazandığı emeğin, diğerinde ise Cevat Uncuoğlu’nun babama
duyduğu güvenin izi vardır.
BİZİM “MUHASEBE AKADEMİSİ”
28 ve 29 numara zaman içerisinde yalnızca mükelleflerin
hesaplarının tutulduğu bir Mali Müşavirlik bürosu olmaktan çıktı.
Orası bizim için adeta bir Muhasebe Akademisi oldu.
Babam, Güngör Akarsu’dan aldığı meslek kültürünü yeni
kuşaklara aktarmaya devam etti.
Taner Sayar, Müstecep Akduman, Doğan Konuklar ve daha
niceleri o bürodan geçti.
Ama bazı isimlerin yeri çok daha farklıdır.
Hüsamettin Saraç benim öz dayımdır.
Babam annemle 1975 yılında evlendiğinde dayım henüz 13
yaşındaymış. O yıllarda babamla birlikte çalışmaya başladı. Askerlik dönemi
dışında başka bir yerde çalışmadı ve bugün hâlâ büroya gelir.
Bir de Cemal Durmaz var.
Bizim Cemal Abi…
Ticaret Lisesinde stajyer olarak büroya geldi.
Ve geldiği günden beri bizden hiç ayrılmadı.
27 TEMMUZ 2004
Babamı 27 Temmuz 2004’te kaybettik.
Hayatımın en büyük kırılma noktalarından biriydi.
Bir anda hem ailenin hem büronun sorumluluğu omuzlarıma
bindi.
Üstelik mesleğimizin çok zor bir dönemiydi. Enflasyon
muhasebesi gibi hepimiz için yeni olan, neyi nasıl yapacağımızı öğrenmeye
çalıştığımız ağır bir uygulamayla karşı karşıyaydık.
27 Temmuz 2004’ten 15 Mayıs 2005’e kadar tabiri caizse:
Cemal Abi’yle büroda yattık, büroda kalktık.
Bütün o zor dönemde hep yanımdaydı.
Hüsamettin Dayım da öyle.
Babamın yokluğunda bize sahip çıktılar.
İnanın, benim ve ailemin onların haklarını ödemesi mümkün
değil.
Bize haklarını helal etsinler.
Çünkü biz nüfus kayıtlarına göre dört kardeşiz.
Ama benim gönlümün kayıtlarında beş kardeşiz.
Bir de abimiz var: Cemal Abi.
Babamı kaybettikten yaklaşık üç ay sonra oğlum Kerem dünyaya
geldi.
“Babanın ismini ver.” dediler.
Yapamadım.
Yapamazdım.
Çünkü oğluma babamın adını verseydim, ona her seslendiğimde
boğazım düğümlenirdi.
Oğluma Kerem ismini verdim.
Çünkü benim babama olan sevgi ve saygımı anlatacak bir
kelime yok.
BABAMDAN ALDIĞIM RUHSAT
Meslek yasamız 1989 yılında yürürlüğe girdi.
Babamın, diğer meslektaşlarıyla birlikte bu yasanın çıkması
ve mesleğin yasal bir kimliğe kavuşması sürecinde çok büyük emeği vardı.
Babam 1991 yılına kadar Anavatan Partisi Sakarya İl
Sekreteri olarak da görev yaptı.
Sakarya SMMM Odasının kuruluş döneminde dönemin Maliye
Bakanı merhum Adnan Kahveci’nin Odamızın açılışına gelmesi meslek camiamız
açısından önemli bir hatıradır.
Babam 1991 yılında Sakarya SMMM Odası Başkanı oldu ve 27
Temmuz 2004’teki vefatına kadar yaklaşık 13 yıl bu görevi sürdürdü.
Hayatımın unutamadığım günlerinden biri ise Mayıs 2002’dir.
Sakarya SMMM Odasının Olağan Genel Kurulunda Mali Müşavirlik
ruhsatımı babamın elinden aldım.
Benden daha heyecanlıydı.
Ruhsatımı verirken ellerinin titrediğini bugün gibi
hatırlıyorum.
Hayatımın en önemli ve en özel günlerinden biriydi.
O gün bana yalnızca bir ruhsat verdiğini düşünüyordum.
Yıllar geçtikçe anladım ki aslında bana ömrünü verdiği
mesleğin emanetini de bırakıyormuş.
ELLE DEFTER TUTAN SON NESİLLERDEN BİRİ
Ben 1993 yılında üniversite hayatıma başladığımda İşletme
Bölümündeydim.
Aynı yıllarda muhasebe mesleğinin önemli kırılma
noktalarından biri yaşanıyordu.
1993 yılında Tek Düzen Muhasebe Sistemi ihtiyari olarak
kullanılmaya başlandı, 1994 yılında ise zorunlu hâle geldi.
Bu, muhasebe mesleği açısından köklü bir değişimdi.
Ben belki de elle defter tutan son nesillerden biriyim.
Facit kullandım.
Elektrikli hesap makinesi kullandım.
Daktiloda yazı yazdım.
Sonra bilgisayarlı muhasebeyi, elektronik beyannameyi,
e-Faturayı, e-Defteri ve dijital dönüşümü yaşadım.
Birinci kattaki noterde defter tasdik ettirdiğimiz dönemden,
defterlerin elektronik ortamda tutulduğu bugüne geldik.
Bir mesleğin neredeyse yarım asırlık teknolojik dönüşümüne
şahit olduk.
Ama teknoloji ne kadar değişirse değişsin bir şey hiç
değişmedi:
Bir Mali Müşavirlik bürosunun başarısı ekibiyle doğru
orantılıdır.
AİLEMİZİN MESLEK HİKÂYESİ
Eşimle 17 Haziran 2001’de evlendik.
Kendisi o yıllarda bankada çalışıyordu ve uzun yıllar
bankacılık yaptı.
Bir gün kendisiyle konuştum:
“Gel, beraber çalışalım.” dedim.
Büyük bir azim ve gayretle önce stajını tamamladı, ardından
Mali Müşavir oldu ve bugün hâlâ büromuzda çalışmaya devam ediyor.
Hayatın bana yaşattığı en güzel tevafuklardan biri de burada
gerçekleşti.
Mayıs 2002’de ruhsatımı Oda Başkanı olan babamın elinden
almıştım.
Yıllar sonra bu kez Oda Başkanı bendim.
Ve oğlumuz Kerem’le birlikte eşimin Mali Müşavirlik
ruhsatını vermek bana nasip oldu.
Bir baba oğluna ruhsat vermişti.
Yıllar sonra o oğul, kendi oğluyla birlikte eşine aynı
mesleğin ruhsatını veriyordu.
Bir başka önemli emanet ise kardeşim Beytullah…
1987 doğumlu.
Babam vefat ettiğinde henüz 16–17 yaşlarındaydı.
Babamızın kaybından hepimiz gibi o da çok etkilendi.
O günden sonra ona elimden geldiğince hem ağabeylik hem de
babalık yapmaya çalıştım.
Onunla birlikte büroda çalışmaya başladık.
Kendini çok güzel yetiştirdi.
Bugün Cemal Abi’yle birlikte büroyu yönetiyorlar.
MESLEK ÖRGÜTÜNDE BİR YOLCULUK
Babamın vefatından sonra aklımda Oda ile ilgili hiçbir
düşünce yoktu.
Tek derdim büroyu toparlamak ve ayakta kalabilmekti.
Ama babamla birlikte görev yapan arkadaşları beni
bırakmadılar.
2006 yılında Odamızın Olağan Genel Kurulundan sonra TESMER
Yönetim Kuruluna alınmama ve TESMER Şube Sekreteri olarak görev yapmama vesile
oldular.
2008 yılında yapılan Oda Olağan Genel Kurulunda bu kez
Yönetim Kuruluna girdim ve Oda Sekreteri olarak görev aldım.
Kıymetli büyüğüm Selahattin Çakırsoy Başkanımız ve değerli
Yönetim Kurulu üyelerimizle uzun yıllar birlikte çalıştık.
2016 yılına gelindiğinde mesleğin duayenleri bir araya
geldiler ve beni Oda Başkanlığına aday gösterdiler.
2016’dan Mayıs 2022’ye kadar Sakarya SMMM Odası Başkanlığı
görevini yürüttüm.
Kolay yıllar değildi.
15 Temmuz hain darbe girişimi ve sonrasında yaşanan zorlu
süreçleri gördük.
Ardından bütün dünyayı etkileyen COVID-19 pandemisi geldi.
Herkesin evlerine kapandığı günlerde biz Mali Müşavirler,
kamu finansmanının en önemli gelir kaynaklarından olan vergi gelirlerinin tarh,
tahakkuk ve tahsil süreçlerinin devam edebilmesi için maskelerimizle de olsa
çalışmaya devam ettik.
Gerçekten zor günlerdi.
Mayıs 2022’de Oda Başkanlığı görevim sona erince yeniden
büromdaki aktif görevime döndüm.
Aynı yılın ekim ayında TÜRMOB Olağan Genel Kurulunun
ardından SÜRGEM – Sürekli Mesleki Geliştirme Eğitimi Merkezi Yönetim Kurulunda
görev almam nasip oldu.
DOSTLUKLARIN KATI YOKTUR
Güngör Akarsu 1986 yılında vefat ettiğinde hem ailesi hem de
babam için çok büyük bir kayıp oldu.
Vefatından sonra büroyu Rahmi Cantimur devraldı ve meslek
hayatını burada sürdürdü.
Rahmi Abi’nin bizim ailemiz açısından da ayrı bir yeri
vardır.
Rahmetli babam Rahmi Abi’yi çok severdi.
Yıllar sonra bana da Rahmi Abi’yle Sakarya SMMM Odası
Yönetim Kurulunda birlikte görev yapmak nasip oldu.
Böylece babamdan gelen mesleki dostluk, bir bakıma benim
dönemimde de devam etti.
Güngör Bey’in oğlu Kaan Akarsu da Rahmi Abi’nin yanında
yetişti.
Kaan benden üç-dört yaş büyüktür ama çocukluğumuz birlikte
geçti.
1999 yılında kısa dönem askerliğe birlikte gittik.
O yüzden bugün bile birbirimize:
“Tertip”
diye hitap ederiz.
Kaan Mali Müşavirlik ruhsatını alıp büro açmaya karar
verdiğinde Bulvar İşhanı’na gelmesine ben önayak oldum. Üçüncü katta bürosunu
açtı ve yıllardır aynı binada birlikte çalıştık.
Rahmi Cantimur’un yanında yetişen iki önemli isim daha var:
Ercan Baylan ve Fatih Borinli.
Onları da o günlerden beri tanırım.
Ercan Mali Müşavir olduktan sonra büro açmaya karar
verdiğinde oturup konuştuk. Onlara da kendi bürolarını kurmaları konusunda
destek olmaya çalıştım. Bulvar İşhanı’nda yer boşalınca Ercan ve Fatih’i de
bizim binaya taşıdık.
Yıllar içinde meslektaşlığımız dostluğa, dostluğumuz
kardeşliğe dönüştü.
Ercan aynı zamanda Serdivan Belediye Meclis Üyesi oldu.
Aktif siyasete girmem konusunda beni en çok teşvik eden ve destekleyen
insanların başında geldi.
Ama Ercan ve Fatih’in benim için değerini siyasetle tarif
etmek eksik kalır.
İkisi de beni hiçbir zaman yalnız bırakmadı.
Benim için Beytullah ne ise Ercan ve Fatih de odur.
Şimdi hepimiz Bulvar İşhanı’ndan ayrılıyoruz.
Ama yine kopamadık.
Biz Serdivan’da yeni bir binada yine iki ofis tuttuk.
Yanımızdaki ofisi Kaan tuttu.
Ercan ve Fatih ise yaklaşık yüz metre ilerimizde başka bir
işhanında yeni ofislerini tuttular.
Yani adreslerimiz değişiyor ama birbirimizden ayrılmıyoruz.
Bulvar İşhanı’ndan ayrılıyoruz; dostluklarımızdan değil.
BULVAR İŞHANI’NDAN İKİ MİLLETVEKİLİ
Bulvar İşhanı yıllar içerisinde çok sayıda Mali Müşavire,
avukata, doktora, mühendise, mimara, gazeteciye, esnafa, iş insanına, siyasi
parti teşkilatlarına ve hatta Sakaryaspor’a ev sahipliği yaptı.
Bir ayrıntıyı da tarihe not düşmek isterim.
Bulvar İşhanı’ndan iki milletvekili çıktı.
Birinci katta babası Cevat Uncuoğlu ile birlikte çalışan
Recep Uncuoğlu’nun yolu yıllar sonra Türkiye Büyük Millet Meclisine uzandı.
Benim yolculuğum ise ikinci kattaki 28–29 numaralı Mali
Müşavirlik bürosundan geçti.
SÜRGEM Yönetim Kurulu üyeliğim devam ederken, 2023 Genel
Seçimleri öncesinde devlet büyüklerimin teşvikleriyle aktif siyasete adım
attım. Milletvekili aday adaylığımın ardından Sayın Cumhurbaşkanımızın ve Genel
Merkezimizin tensipleri, aziz milletimizin teveccühleriyle milletvekili
seçildim.
Bugün TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu üyesi olarak ülkeme, aziz
milletimize ve meslektaşlarıma hizmet etmeye devam ediyorum.
Ama muhasebeden ve meslektaşlarımdan hiçbir zaman kopmadım.
Çünkü benim için muhasebe yalnızca bir meslek değildir.
Babamdan kalan bir emanet, içinde büyüdüğüm bir hayat
biçimidir.
VE ŞİMDİ VEDA ZAMANI…
Bugün 17 Ağustos…
Sakarya’nın hafızasından hiçbir zaman silinmeyecek bir
tarih.
17 Ağustos 1999, Bulvar İşhanı’nın tarihinde de bir dönüm
noktası oldu.
Depremden sonra bazı dostlarımız işhanından ayrıldı, bazı
işletmeler başka yerlere taşındı.
Ali Esen ise her yıl işhanının önüne deprem fotoğraflarını
koyarak bize aynı şeyi hatırlattı:
Unutma.
Şimdi Bulvar İşhanı da dönüşüyor.
Buna üzülüyor muyum?
Elbette.
Ama biliyorum ki şehirlerimizin dirençli olması, insanların
güvenli yapılarda yaşaması ve çalışması her şeyden önemli.
Yine de kolay değil.
Çünkü yaklaşık kırk yıldır aynı merdivenlerden çıkmışız.
Aynı koridorlarda yürümüşüz.
Aynı diafondan çay istemişiz.
Aynı noter mührünün sesini duymuşuz.
Aynı lokantada çorba içmişiz.
Aynı insanlarla çalışmış, yorulmuş, sevinmiş, üzülmüşüz.
Babalarımızı, büyüklerimizi, arkadaşlarımızı kaybetmişiz.
Çocuklarımız büyümüş.
Stajyerler Mali Müşavir olmuş.
Kalfalar usta olmuş.
Babalarının yanında çalışan çocuklar, yıllar sonra kendi
çocuklarıyla aynı mesleğin içerisinde buluşmuş.
Ve hayat devam etmiş.
Şimdi masalarımızı, dosyalarımızı, eşyalarımızı alıp başka
yerlere taşıyacağız.
Ama Mustafa Amca’nın sabah hazırladığı köftenin hatırasını;
Tavşanlı Kuruyemiş’ten yayılan taze kahve ve leblebi kokusunu; İsmail Abi’nin
küçücük çay ocağını; diafondan söylediğimiz çayları; noter mührünün sesini;
Ferhat Abi’nin bağladığı kravatları; Hasan Amca’nın bisikletiyle işe gelişini;
Selahattin Abi’nin yıllara yayılan emeğini; seçim döneminde ezberlemek zorunda
kaldığımız o melodiyi; Ali Abi’nin her 17 Ağustos’ta binanın önüne dizdiği
deprem fotoğraflarını ve 28–29 numaralı odada yaşadığımız bir ömrü hiçbir yere
taşıyamayacağız.
Onlar Bulvar İşhanı’nda kalacak.
Belki bina olmayacak.
Ama hatırası yaşayacak.
Başta rahmetli babam olmak üzere, bu binada çalışmış ve
bugün aramızda olmayan bütün büyüklerimizi, dostlarımızı ve arkadaşlarımızı
rahmet, minnet ve özlemle anıyorum.
Hayatta olanlara sağlık ve uzun ömür diliyorum.
Bu uzun hikâyede isimlerini hatırlayamadığım, farkında
olmadan eksik bıraktığım dostlarım, büyüklerim, meslektaşlarım, esnaflarımız ve
çalışanlarımız varsa…
Haklarını helal etsinler.
Çünkü kırk yılı birkaç sayfaya, yüzlerce insanı birkaç isme,
bir ömrü birkaç hatıraya sığdırmak kolay değil.
Şimdi yeni bir yere taşınıyoruz.
Kaan yine yanımızda.
Ercan ve Fatih yine birkaç adım ötede.
Cemal Abi, Beytullah, eşim ve çalışma arkadaşlarımızla
mesleğimize devam edeceğiz.
Adresimiz değişecek.
Ama dostlarımız değişmeyecek.
Ve ne kadar zaman geçerse geçsin, bir gün yolum Atatürk
Bulvarı’ndan geçtiğinde gözüm yine o tarafa dönecek.
Belki Bulvar İşhanı artık orada olmayacak.
Ama ben yine göreceğim…
Babamı.
Mustafa Amca’yı.
Hasan Amca’yı.
Cemal Abi’yle sabahladığımız günleri.
Çocukluğumuzu, gençliğimizi…
Ustalarımızı, arkadaşlarımızı, dostlarımızı…
Ve hayatımızın çok büyük bir bölümüne sessizce şahitlik eden
o eski işhanını.
Hoşça kal Bulvar İşhanı…
Bize yalnızca bir işyeri değil; dostluklar, kardeşlikler,
bir meslek, bir aile ve bir ömür bıraktın.
Seni unutmayacağız."