Tıbbi Genetik Uzmanı Doç. Dr. Yeşim Özdemir, bu yöntemin
temelinde kanal rodopsin geninin hücrelere aktarılmasının bulunduğunu ifade
etti. Mavi ve kızılötesi ışığın farklı derinliklerdeki dokulara ulaşmada kullanılabileceğini
aktaran Doç. Dr. Özdemir, “Bu geni alıp insan hücrelerine aktardığımızda
hücrelerimiz ışığa duyarlı, ışıkla açılıp kapanabilen hücreler hâline geliyor.
Bu sayede hücrenin çalışmasını yavaşlatmak, azaltmak veya durdurmak mümkün
olabiliyor.” dedi.
Yöntemin kalp ve kas hücreleri gibi farklı hücreleri de
ışıkla uyarılabileceğine dikkat çeken Doç. Dr. Özdemir, bağışıklık sistemi
tepkileri ve yüksek ışık dozunun hücrelere zarar vermesi gibi olası risklere de
işaret ederek, çalışmaların henüz erken aşamada olduğunu vurguladı.
Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Tıbbi Genetik
Uzmanı Doç. Dr. Yeşim Özdemir, optogenetik yöntemiyle kanal rodopsin geninin
hücrelere aktarılması ve ışık kullanılarak hücrelerin faaliyetlerinin kontrol
edilmesi, yöntemin kullanım alanları ve olası riskleri hakkında açıklamalarda
bulundu.
Işıkla hücreleri kontrol etmek için gen aktarımı gerekiyor!
Dışarıdan ışık vererek vücudumuzun içindeki hücreleri
kontrol etmenin mümkün olduğunu ifade eden Doç. Dr. Yeşim Özdemir, “Mümkün ama
sınırlı düzeyde. Çünkü vereceğimiz ışığın dalga boyu, vücudun içerisinde
ulaşabileceği mesafeyi etkiler.” dedi.
Ciltteki bir dokuyu değiştirmek ya da oradaki hücreleri
uyarmak için daha kısa dalga boyuna sahip bir ışık kullanabileceğini aktaran
Doç. Dr. Özdemir, “Daha derindeki dokuları uyarmak istiyorsak daha uzun dalga
boyuna sahip bir ışık tercih etmeliyiz. Yani kısa dalga boyu için mavi ışığı,
uzun dalga boyu için ise kızılötesi ışığı kullanabiliriz. Ancak sadece
dışarıdan ışık vererek hücrelerin çalışmasını değiştiremeyiz. Çünkü aslında
bütün çalışma bir gen terapisiyle başlıyor.” şeklinde konuştu.
Optogenetikte bağışıklık tepkisi ve ışık dozuna bağlı hücre
hasarı riski bulunuyor!
Her çalışmada ve her ilaçta olduğu gibi, optogenetikte, yani
kanal rodopsinin insan hücrelerine taşınmasıyla ilgili olarak da yan etkiler
ortaya çıkabileceğine işaret eden Doç. Dr. Özdemir, “İlk olarak bağışıklık
sistemiyle ilgili yan etkilerden bahsedilebilir.” dedi.
Bağışıklık sisteminin, yabancı bir canlıdan alınan bu
proteini yabancı bir protein olarak algılayıp ona karşı hassasiyet
gösterebileceğini ifade eden Doç. Dr. Özdemir, şunları söyledi:
“Bu durum elbette kişiden kişiye değişir. Ayrıca, verilen
ışık dozu yüksek tutulursa hücrelere zarar verebilir. Bir diğer olası yan etki
de bunun gelecekteki etkilerini henüz tam olarak bilmiyoruz. Işıkla
etkinleştirilen hücrelerin yeterince çalışıp çalışmadığı veya ne düzeyde
çalışabileceği konusunda belirsizlikler bulunuyor. Bu nedenle zamanlamayla
ilgili bazı çalışmalar ve zorluklar ortaya çıkabilir. Çalışmalar henüz erken
aşamada olduğu için etkilerin düzeyini tam olarak bilmiyoruz. İlerleyen dönemde
daha net bilgiler elde edilebilecek.
Bunların dışında bir yan etki daha var. Kanal rodopsin geni,
insan vücuduna AAV (Adeno-associated virus) denilen bir virüs aracılığıyla
naklediliyor. Eğer bu virüs aktif hâle gelirse viral bir enfeksiyonla da
uğraşmak gerekebilir. Bu riski de ayrıca belirtmek gerekir.”
Kanal rodopsin geni, insan hücrelerini ışığa duyarlı hâle
getiriyor!
Kanal rodopsinle ilgili ilk çalışmaların iki Alman bilim
insanı tarafından gerçekleştirildiğini hatırlatan Doç. Dr. Özdemir, “Mavi-yeşil
algler üzerinde çalışan bu iki bilim insanı, alglerin ışık gördüklerinde o yöne
doğru hareket ettiklerini keşfettiler. Bu harekete neden olan genin kanal
rodopsin olduğunu buldular.” dedi.
Işık verildiğinde açılan bu gen üzerinde yıllar boyunca pek
çok çalışma yapıldığını aktaran Doç. Dr. Özdemir, “Deisseroth isimli bir bilim
insanı da bu geni hücrelere aktarmayı başardı. Bu geni alıp insan hücrelerine
aktardığımızda hücrelerimiz ışığa duyarlı, ışıkla açılıp kapanabilen hücreler
hâline geliyor. Bu sayede hücrenin çalışmasını yavaşlatmak, azaltmak veya durdurmak
mümkün olabiliyor.” açıklamasını yaptı.
Kanal rodopsin geni, retina dışındaki hücreleri de ışıkla
uyarabiliyor!
Kanal rodopsin geninin retina dışındaki diğer hücrelerde de
kullanılabileceğine dikkat çeken Doç. Dr. Yeşim Özdemir, sözlerini şöyle tamamladı:
“Burada bir gen aktarımı söz konusu. AAV (Adeno-associated
virus) yoluyla kanal rodopsin genini aktardığımız hücreleri ışıkla
uyarabiliriz. Bu bir kalp hücresi, kas hücresi veya vücudumuzdaki başka bir
hücre olabilir. Bu hücreler de aynı şekilde etkilenebilir.