Hayat bazen bizi hiç istemediğimiz yerlere sık sık götürür. Son 15-20 gündür benim yolum da sürekli Sakarya Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne düşüyor. Her gün ortalama iki, bazen üç saatimi hastanede geçiriyorum. Koridorlarda bekliyorum, polikliniklerin önünde insanların umutla doktorlarını bekleyişine tanık oluyorum. Acısıyla geleni de görüyorum, sevindirici bir haber alıp gülümseyerek ayrılanı da…

 

Bu süreçte dikkatimi en çok çekenlerden biri ise hastanenin görünmeyen kahramanları oldu. Sabahın erken saatlerinden gece geç saatlere kadar ellerinde temizlik malzemeleriyle durmadan çalışan personeller…

 

Özellikle tuvaletlerin önünden her geçişimde aynı manzaraya rastladım. Temizlik görevlileri büyük bir özveriyle lavaboları temizliyor, yerleri siliyor, çöpleri topluyor ve hijyeni sağlamak için yoğun çaba harcıyor. Ancak ne yazık ki aradan birkaç dakika bile geçmeden bazı tuvaletler yeniden kirleniyor. O an insanın aklına tek bir soru geliyor.

 

Gerçekten sorun temizlik personeli mi?

 

Yoksa ortak kullanım alanlarını kendi evimiz kadar sahiplenmeyen bizler miyiz?

 

Bugün hepimiz sosyal medyada en küçük eksikliği paylaşmayı çok seviyoruz. Bir fotoğraf çekiliyor, altına "Hastane çok kirli." yazılıyor. Oysa aynı kişi, birkaç dakika önce kullandığı tuvaleti nasıl bıraktığını hiç sorgulamıyor.

 

Kendi evimizde sifonu çekmeden çıkar mıyız?

 

Lavaboyu su içinde bırakır mıyız?

 

Yere peçete atar mıyız?

 

Çöp kutusunun yanına çöp bırakır mıyız?

 

Sanıyorum büyük çoğunluğumuzun cevabı "Hayır" olacaktır.

 

Peki neden aynı özeni, hepimizin kullandığı hastanelerde göstermiyoruz?

 

Hastaneler sıradan kamu binaları değildir. Orada enfeksiyon riski taşıyan hastalar vardır. Ameliyat olmuş insanlar vardır. Bağışıklık sistemi zayıf çocuklar, yaşlılar ve tedavi gören binlerce vatandaş vardır. Böyle bir ortamda hijyen sadece temizlik personelinin değil, hepimizin ortak sorumluluğudur.

 

Bir temizlik görevlisinin işini birkaç dakika içinde boşa çıkarmak aslında sadece onun emeğine saygısızlık değildir. Aynı zamanda bizden sonra o tuvaleti kullanacak yaşlı bir amcaya, hamile bir anneye ya da küçük bir çocuğa karşı da sorumsuzluktur.

 

Son günlerde hastanede geçirdiğim saatlerde şunu çok net gördüm. Temizlik görevlileri gerçekten durmaksızın çalışıyor. Koridorları siliyorlar, hasta odalarını temizliyorlar, lavaboları defalarca dezenfekte ediyorlar. Birçoğu gün boyunca binlerce kişinin kullandığı alanları temiz tutmaya çalışıyor.

 

Ama ne kadar çalışırlarsa çalışsınlar, toplum olarak üzerimize düşeni yapmadığımız sürece bu mücadele eksik kalacaktır.

 

Bir hastanenin temiz olması sadece çalışanların başarısıyla ölçülmez. Aynı zamanda o hastaneyi kullanan insanların kültürüyle de ölçülür.

 

Temizlik görevlileri çoğu zaman alkış almıyor. Haber olmuyorlar. Başarı hikâyeleri yazılmıyor. Oysa hastanenin düzenini ayakta tutan en önemli meslek gruplarından biri onlar. Belki bir doktor gibi tedavi etmiyorlar ama hijyen sağlayarak binlerce insanın sağlığının korunmasına katkı sunuyorlar.

 

Bu yüzden eleştiri yaparken biraz durup düşünmeliyiz. "Tuvalet neden kirli?" diye sormadan önce, "Ben kullandıktan sonra temiz bıraktım mı?" sorusunu kendimize yöneltmeliyiz.

 

Toplum olarak küçük alışkanlıklarımızı değiştirebilirsek çok şey değişir. Kullanılan lavaboyu temiz bırakmak, sifonu çekmek, çöpü çöp kutusuna atmak ya da birkaç saniyelik özen göstermek belki bize önemsiz gelebilir. Ancak bu küçük davranışlar, her gün on binlerce insanın kullandığı bir hastanede büyük fark oluşturur.

 

Unutmayalım…

 

Temizlik görevlileri sadece görevlerini yapıyor. Asıl sınavı veren ise o temizliği koruyabilen toplumdur.

 

Çünkü bir hastanenin temizliği, sadece çalışanların değil, o hastaneden geçen herkesin aynasıdır. Ve o aynada gördüğümüz görüntü, aslında nasıl bir toplum olduğumuzu da gösterir.