Eleştirinin, doğru kullanıldığında bireysel gelişimi destekleyen güçlü bir iletişim aracı olduğunu belirten uzmanlar, kişiliği hedef alan eleştirilerin ise savunmacılığı artırabildiğini söylüyor.
İnsan beyninin kimliğine yönelik eleştirileri fiziksel
tehdit kadar güçlü algılayabildiğine dikkat çeken Klinik Psikolog Sena Kalaz,
“Utanma, öfke ve değersizlik duygularını tetikler, kişinin eleştiriyi
değerlendirmek yerine kendisini korumaya çalışmasına neden olur.” dedi.
Davranışa odaklanan bir yaklaşımın ise bireyin değişim motivasyonunu önemli
ölçüde artırabildiğini ifade eden Kalaz, sağlıklı eleştirinin empati, saygı ve
çözüm odaklı bir iletişim anlayışıyla yapılmasının önemini vurguladı.
Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Sena
Kalaz, kişiliği ve davranışı hedef alan eleştirinin farkları ile kişinin
psikolojisi üzerindeki etkileri hakkında açıklamalarda bulundu.
Eleştiride hedef kişilik değil, davranış olmalı!
Eleştirinin, doğru kullanıldığında bireysel gelişimi
destekleyen en önemli iletişim araçlarından biri olduğunu ifade eden Klinik
Psikolog Sena Kalaz, “Ancak bunun için odağın kişinin karakterine değil,
gözlemlenebilir davranışlarına yönelmesi gerekir.” dedi.
Davranışa odaklanan eleştirinin, kişinin yaptığı belirli bir
eylemi, o eylemin sonuçlarını ve değiştirilebilir yönlerini ele alırken,
kişiliğe yönelik eleştirinin bireyin kimliğini hedef aldığına işaret eden
Kalaz, “Örneğin, ‘sen dikkatsiz bir insansın’ demek yerine ‘bu raporda bazı
ayrıntılar gözden kaçmış, bunları birlikte gözden geçirebiliriz’ demek hem aynı
sorunu ifade eder hem de kişinin kendisini değersiz hissetmesine neden olmaz.”
şeklinde konuştu.
İnsan beyni, kimliğine yönelik tehditleri fiziksel tehditler
kadar güçlü algılayabilir!
Psikolojik açıdan kişiliğe yönelik eleştirilerin daha yıkıcı
olduğuna dikkat çeken Sena Kalaz, “Çünkü kişilik, bireyin benlik algısının ve
öz değerinin temel bileşenlerinden biridir.” dedi.
İnsan beyninin kimliğine yönelik tehditleri, fiziksel
tehditler kadar güçlü algılayabileceğini aktaran Kalaz, şöyle devam etti:
“Bu nedenle kişiliğe yönelik olumsuz ifadeler savunmacılığı
artırır, utanma, öfke ve değersizlik duygularını tetikler, kişinin eleştiriyi
değerlendirmek yerine kendisini korumaya çalışmasına neden olur. Buna karşılık
davranış odaklı geri bildirim, değiştirilebilir ve kontrol edilebilir bir
durumu işaret ettiği için bireyde ‘ben kötü bir insanım’ yerine ‘bu davranışımı
farklı yapabilirim’ düşüncesini destekler. Bu nedenle davranış odaklı geri
bildirimler psikoloji literatüründe daha yapıcı kabul edilir; çünkü suçlayıcı
değil geliştirici bir yaklaşım sunar, öğrenmeyi teşvik eder ve öz yeterlilik
duygusunu korur.”
İnsanlar çoğu zaman tek bir davranıştan yola çıkarak kişiyi
etiketleme eğilimi gösterir!
İnsanlar eleştiri yaparken sıklıkla kişiliğe yönelme eğilimi
gösterdiklerini kaydeden Kalaz, “Bunun en önemli nedenlerinden biri, öfke ve
hayal kırıklığı gibi yoğun duygular yaşandığında beynin olayları genelleyerek
değerlendirme eğilimidir. Tek bir davranıştan yola çıkarak kişiyi ‘sorumsuz’,
‘bencil’, ‘tembel’ ya da ‘saygısız’ olarak etiketlemek daha kolay gelir.” dedi.
Ayrıca çocukluk döneminde aile içinde ya da okul ortamında
maruz kalınan iletişim biçimlerinin de bu alışkanlığı pekiştirdiğini dile
getiren Kalaz, “Sürekli kişiliği eleştirilerek büyüyen bireyler, yetişkinlikte
farkında olmadan aynı dili kullanabilirler. Bunun yanında iletişim
becerilerinin yetersiz olması, davranış ile kişilik arasındaki ayrımın
bilinmemesi ve temel yükleme hatası olarak adlandırılan bilişsel eğilim de
kişilik odaklı eleştirileri artırır; insanlar başkalarının hatalarını çoğu
zaman karakter özellikleriyle açıklarken, kendi hatalarını koşullara bağlama
eğilimindedir.” açıklamasını yaptı.
Kişiliği değil, davranışı eleştirmek değişim motivasyonunu
artırır!
Davranışa odaklanan bir yaklaşımın, bireyin değişim
motivasyonunu önemli ölçüde artırabildiğini ifade eden Klinik Psikolog Sena
Kalaz, “Çünkü insanlar değiştirebilecekleri alanlara ilişkin geri bildirim
aldıklarında daha fazla sorumluluk üstlenir, çözüm üretmeye yönelir ve gelişim
için çaba göstermeye istekli olurlar.” dedi.
Kişiliği hedef alınan bireyin ise çoğunlukla umutsuzluk
hissettiğini belirten Kalaz, “‘Ben zaten böyle biriyim’ düşüncesi değişim
isteğini azaltabilir. Davranış odaklı geri bildirim ise gelişim zihniyetini
destekler ve bireyin yaptığı davranışın kimliğiyle eş anlamlı olmadığını
hissettirir. Bu durum özellikle çocukların eğitiminde, çift ilişkilerinde,
ebeveyn tutumlarında ve iş yaşamında daha sağlıklı iletişim kurulmasını
sağlar.” diye konuştu.
Sağlıklı eleştiri; empati, saygı ve çözüm odaklı iletişimle
mümkündür!
Sağlıklı bir eleştiri kültürünün toplumda gelişebilmesi için
öncelikle aile içinde çocuklara yargılayıcı değil açıklayıcı bir iletişim
modeli sunulması gerektiğine vurgu yapan Kalaz, sözlerini şöyle tamamladı:
“Okullarda duygusal farkındalık ve etkili iletişim
becerileri öğretilmeli, iş yaşamında ise geri bildirim kültürü yalnızca hata
odaklı değil, güçlü yönleri de görünür kılan dengeli bir anlayışla uygulanmalı.
Eleştirinin doğru zamanlama ile yapılması, somut örneklere dayanması, çözüm
önerisi içermesi, empatiyle sunulması ve kişinin onurunu zedelemeyecek bir dil
kullanılması da bu kültürün temel unsurlarıdır. Doğruları ifade etmek yalnızca
dürüst olmak değil, aynı zamanda bunu karşımızdaki kişinin gelişimine katkı
sağlayacak, saygılı ve yapıcı bir iletişim diliyle yapabilmek anlamına da
gelir. Çünkü insanlar en çok yargılandıklarında değil, anlaşıldıklarını
hissettiklerinde değişime açık hale gelirler ve gerçek anlamda etkili eleştiri
de tam olarak bu zeminde mümkün olur.”