Dünya genelinde kadınlar arasında en sık görülen kanser türü
olan meme kanseriyle mücadelede, tıp dünyası önemli bir dönüşüm yaşıyor. Artık
tedavi başarısını belirleyen en önemli unsur hastalığın evresi değil, tümörün
genetik ve biyolojik özellikleri oluyor. Bu sayede her hastaya standart tedavi
yerine tamamen kişiye özel, hedefe yönelik akıllı tedavi stratejileri
uygulanıyor. Bu yeni yaklaşım, hem tedavi başarısını artırıyor hem de
hastaların gereksiz yan etkilere maruz kalmasını engelliyor. Memorial Sağlık
Grubu Medstar Antalya Hastanesi Onkoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Ayşegül Kargı,
meme kanseri tedavisinde gelinen son noktayı değerlendirdi.
“Akıllı ilaçlar”
kanser hücresini nokta atışıyla hedef alıyor
Son yıllarda onkolojide en dikkat çeken gelişmelerden biri,
halk arasında “akıllı bombalar” olarak da adlandırılan hedefe yönelik ilaç
tedavileri olarak gösterilmektedir. Bu sistem, kanser hücresini tanıyan özel
bir molekül ile hücreyi yok eden kemoterapi ajanının birleştirilmesini sağlar.
Damardan uygulanan bu tedaviler, sağlıklı hücrelere zarar vermeden yalnızca
kanserli hücreleri hedef alır. Böylece ilaç, adeta “adresini bularak” yalnızca
hastalıklı hücreye etki eder. Özellikle agresif seyirli meme kanseri türlerinde
yaşam süresini uzatırken, erken evre hastalarda da tedavi standartlarını
yeniden şekillendirir.
Sıvı biyopsi ile kanseri geri dönüş riskini erken yakalamak
mümkün
Tedavi sonrası en önemli kaygılardan biri, hastalığın tekrar
etme riskidir. Geleneksel yöntemlerde nüksü tespit etmek için görüntüleme
yöntemlerinin sonuçları beklenirken, günümüzde “sıvı biyopsi” sayesinde çok
daha erken müdahale imkânı doğmaktadır. Bu yöntemle kanda dolaşan tümöre ait
genetik parçacıklar basit bir kan testiyle tespit edilebilir. Görüntüleme
yöntemlerinde herhangi bir bulgu ortaya çıkmadan önce hastalık yeniden aktif
hale gelirse erken dönemde müdahale edilmesi mümkün olmaktadır. Bu da tedavi
planının daha stratejik şekilde yeniden düzenlenmesine olanak sağlar.
Genetik testler sayesinde gereksiz kemoterapi uygulamaları
azalıyor
Geçmişte tümör boyutu veya lenf nodu tutulumu nedeniyle
birçok hastaya koruyucu amaçla kemoterapi uygulanırdı. Ancak günümüzde tümörün
genetik özelliklerini analiz eden testler sayesinde bu yaklaşım büyük ölçüde
değişti. Bazı yüksek riskli görünen hastalarda bile genetik analiz “düşük risk”
sonucunu gösterebilir. Bu durumda kemoterapiye gerek kalmadan hastalar sadece
hormon tedavileriyle takip edilebilir. Böylece saç dökülmesi, bulantı ve
yorgunluk gibi kemoterapi yan etkilerinden kaçınılırken tedavi başarısı da
korunabilir.
Modern meme kanseri cerrahisinde temel hedef, hastalığı
tamamen ortadan kaldırırken hastanın yaşam kalitesini korumaktır. Geçmişte
koltuk altındaki tüm lenf bezlerinin alınması, hastalarda kalıcı kol şişliği
(lenfödem) ve hareket kısıtlılığı gibi sorunlara yol açabiliyordu. Güncel
yaklaşımlar ise “bekçi lenf nodu” değerlendirmesi ile sınırlı cerrahiyi mümkün
kılar. Az sayıda tutulum olsa bile tüm lenf bezlerinin alınması yerine daha
koruyucu cerrahi yöntemler tercih edilebilir. Bu sayede hastalar, ömür boyu
sürebilecek komplikasyon riskinden büyük ölçüde korunur.
Meme kanseri artık yönetilebilir bir hastalık olarak
görülüyor
Meme kanseri, günümüzde biyolojisi daha iyi anlaşılan ve
akıllı tedavi yöntemleriyle yönetilebilen bir hastalık haline geldi. Ancak
erken tanı ve doğru yaşam alışkanlıkları hâlâ büyük önem taşır. Bu noktada üç
temel öneri öne çıkıyor:
40 yaşından itibaren düzenli yıllık mamografi çekilmesi
Tedavinin tümörün genetik yapısına göre planlanması
Sağlıklı yaşam alışkanlıklarının benimsenmesi