‘Kendine iltifat etme’ alışkanlığının sanıldığından daha
derin bir psikolojik temele sahip olduğunu belirten uzmanlar, gerçekçi ve
yapıcı bir iç konuşmanın, kişinin ruh sağlığını ve özsaygısını desteklediğini
söylüyor.
Öz-onaylamanın kendini abartmak değil, güçlü yönleri fark
edebilmek anlamına geldiğini aktaran Klinik Psikolog İpek Erol, “İnsan,
eleştirildiğinde, başarısız olduğunda ya da zorlayıcı bir yaşam olayıyla
karşılaştığında benlik algısı sarsılabilir. İşte bu noktada kişi, yalnızca
eksiklerine değil, sahip olduğu değerlere de bakabildiğinde psikolojik
dengesini koruması kolaylaşır.” dedi. Başarı kadar emek, sabır ve yeniden
deneme cesaretinin de benlik algısını güçlendirdiğini vurgulayan Erol, kişinin
kendisini yalnızca hataları ya da sonuçları üzerinden değerlendirmemesi
gerektiğini kaydetti.
Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog
İpek Erol, kişinin kendine iltifat etmesinin, özsaygı ve psikolojik
dayanıklılık üzerindeki etkilerinden bahsetti.
Kendi değerlerini görmek, psikolojik dengeyi korumayı
kolaylaştırır!
Son yıllarda sosyal medyada en çok karşılaşılan önerilerden
birinin ‘her gün aynaya bak ve kendine güzel şeyler söyle’ şeklinde olduğunu
hatırlatan Klinik Psikolog İpek Erol, “Kimileri bunun özgüveni artırdığını
savunuyor, kimileri ise ‘İnsan kendini övünce gerçekten daha iyi hisseder mi?’
diye soruyor. Aslında bu tartışma yeni değil.” dedi.
Psikoloji biliminin uzun yıllardır insanın kendisiyle
kurduğu iç diyaloğun ruh sağlığı üzerindeki etkisini araştırdığını aktaran
Erol, “Bugün elimizdeki bulgular, kendine iltifat etmenin sanıldığından daha
karmaşık bir süreç olduğunu gösteriyor. Psikoloji literatüründe bu yaklaşım
çoğunlukla öz-onaylama (self-affirmation) kavramıyla açıklanır. Öz-onaylama,
kişinin kendisini abartılı biçimde övmesi anlamına gelmez. Daha çok, kendi
değerlerini, güçlü yönlerini ve yaşamındaki anlamlı rolleri hatırlayabilme
becerisini ifade eder. İnsan, eleştirildiğinde, başarısız olduğunda ya da
zorlayıcı bir yaşam olayıyla karşılaştığında benlik algısı sarsılabilir. İşte
bu noktada kişi, yalnızca eksiklerine değil, sahip olduğu değerlere de
bakabildiğinde psikolojik dengesini koruması kolaylaşır.” şeklinde konuştu.
Kişinin kendisiyle kurduğu dil değiştikçe, olayları
değerlendirme biçimi de değişebiliyor!
Kişinin kendisine söylediği sözlerin yalnızca moral verici
cümlelerden ibaret olmadığı, beynin bu sürece biyolojik olarak da yanıt
verdiğinin bilindiğine değinen İpek Erol, “Özellikle kendimizle ilgili gerçekçi
ve olumlu değerlendirmeler yaptığımızda, ödül sistemiyle ilişkili beyin
bölgelerinde aktivitenin arttığını gösteren çalışmalar bulunuyor. Aynı zamanda
duygu düzenleme süreçlerinde görev alan prefrontal bölgelerin daha etkin
çalıştığı, stres karşısında ise savunucu tepkilerin azalabildiği gösteriliyor.
Başka bir ifadeyle, kişinin kendisiyle kurduğu dil değiştikçe, olayları
değerlendirme biçimi de değişebiliyor.” dedi.
Olumlu iç konuşma ile kendine iltifat etmeyi birbirinden
ayırmak gerektiğini dile getiren Erol, “Olumlu iç konuşma, kişinin kendisiyle kurduğu
yapıcı diyaloğun genel adıdır. ‘Şu an zorlanıyorum ama bunun üstesinden
gelebilirim’ ya da ‘hata yaptım, bunu telafi edebilirim’ gibi ifadeler bu gruba
girer. Kendine iltifat etmek ise daha çok kişinin kendi çabasını, davranışını
veya karakter özelliklerini takdir etmesini içerir. ‘Bugün sabırlı davrandım’,
‘bu iş için gerçekten emek verdim’ gibi cümleler buna örnektir. Aradaki fark
küçük gibi görünse de psikolojik açıdan önemlidir. İlki kişiyi geleceğe
hazırlarken, ikincisi kişinin kendisiyle kurduğu ilişkinin niteliğini
güçlendirir.” diye konuştu.
Kişinin kendisini yalnızca sonuç üzerinden değerlendirmemesi
gerekir!
Bu yaklaşımın etkili olabilmesi için dikkat edilmesi gereken
noktalar olduğuna işaret eden Erol, şunları söyledi:
“Öncelikle kullanılan ifadelerin gerçek yaşantıya dayanması
gerekir. Kişinin hiç sahip olmadığını düşündüğü özellikleri kendisine
yüklemesi, sağlıklı bir öz değerlendirme oluşturmaz. Buna karşılık, küçük de
olsa gösterdiği çabayı fark edebilmesi çok daha güçlü bir etki yaratır. Çünkü
özsaygıyı besleyen şey yalnızca başarı değildir; emek, kararlılık, sabır ve
yeniden deneme cesareti de benlik algısının önemli parçalarıdır.
İkinci olarak, kişinin kendisini yalnızca sonuç üzerinden
değerlendirmemesi gerekir. Günümüzde birçok insan başarılı olduğunda bunu
‘zaten olması gereken’ diye küçümserken, en küçük hatasını kimliğinin tamamına
mal edebiliyor. Oysa psikolojik açıdan daha dengeli olan yaklaşım, davranışı
kişilikten ayırabilmektir. Başarısız bir sunum yapmak, başarısız bir insan
olmak anlamına gelmez. Aynı şekilde başarılı olmak da insanı kusursuz yapmaz.”
Sağlıklı bir iç konuşma, ne eksikleri görmezden gelir ne de
yalnızca kusurlara odaklanır!
‘Kendine iltifat etmek, kendini kandırmak anlamına gelir
mi?’ sorusunun sıkça sorulduğunu kaydeden Klinik Psikolog İpek Erol, “Yanıt
büyük ölçüde kişinin gerçeklikle kurduğu ilişkiye bağlıdır. Sağlıklı bir iç
konuşma, ne eksikleri görmezden gelir ne de yalnızca kusurlara odaklanır.”
dedi.
İnsanın, güçlü yönlerini kabul ederken gelişmesi gereken
alanları da inkâr etmemesi gerektiğine vurgu yapan Erol, “Kendini kandırmak ise
gerçekliği çarpıtmakla başlar. Sürekli kusursuz olduğunu söylemek de, sürekli
yetersiz olduğunu düşünmek de aynı ölçüde gerçeklikten uzaklaşabilir. Ruh
sağlığı açısından önemli olan, kişinin kendisini uçlarda değil, olduğu hâliyle
değerlendirebilmesidir.” açıklamasını yaptı.
Kendine adil davranan kişinin özsaygısı dış onaya daha az
bağımlı olur!
Klinik uygulamalarda bu beceriyi geliştirmek isteyen
kişilere uzun listeler yerine küçük alışkanlıklar önerildiğini aktaran Erol,
“Gün sonunda birkaç dakika ayırıp ‘Bugün hangi davranışımdan memnunum?’, ‘Bugün
hangi konuda emek verdim?’ ya da ‘Yakın bir arkadaşım aynı şeyi yapsaydı ona ne
söylerdim?’ sorularını düşünmek bile zamanla kişinin kendisine yönelik bakışını
değiştirebilir. Çünkü birçok insan başkalarına gösterdiği anlayışı kendisinden
esirger.” dedi.
Kendine iltifat etmenin, kusurları görmezden gelmek
olmadığının altını çizen Erol, sözlerini şöyle tamamladı:
“Asıl mesele, kişinin kendi emeğini fark etmeyi
öğrenebilmesidir. Ruh sağlığını güçlendiren şey, sürekli olumlu düşünmeye
çalışmak değil; başarıyı da hatayı da aynı gerçekçilikle değerlendirebilmektir.
İnsan kendisine karşı daha adil davranabildiğinde, özsaygı dışarıdan gelen
onaylara daha az bağımlı hâle gelir. Belki de kendimize söyleyebileceğimiz en
kıymetli iltifat, ‘mükemmel değildim ama elimden geleni yaptım’ cümlesidir.
Çoğu zaman iyileşme tam da bu noktada başlar.”