Sosyal medyada daha fazla izlenme, beğeni ve yorum alma
isteği, özellikle çocuk ve ergenleri sınırlarını zorlayan davranışlara
yöneltebiliyor. Sosyal medyadaki “sosyal kanıt” etkisinin tehlikeli
davranışları bile normalleştirebildiğine dikkat çeken Klinik Psikolog Seren
Doğantekin, “Bir davranışın çok sayıda kişi tarafından yapılması, o davranışın
normal ve kabul edilebilir olduğu algısını güçlendirebilir. Özellikle olumsuz
sonuçları videolarda görmüyorsa risk olduğundan daha düşük algılanabilir.”
dedi.
Beğeni ve izlenmenin ergenler açısından güçlü bir sosyal
ödüle dönüşebildiğini ifade eden Doğantekin, “Çocuk, sıradan paylaşımlarının az
ilgi gördüğünü ancak daha sıra dışı veya sınırları zorlayan içeriklerin daha
fazla izlendiğini fark ettiğinde, ‘daha çarpıcı içerik = daha fazla ilgi’
şeklinde bir öğrenme döngüsü oluşabilir.” diye konuştu.
Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog
Seren Doğantekin, sosyal medyada görünürlük arayışının psikolojik nedenlerini,
tehlikeli sosyal medya akımlarının neden hızla yayılabildiğini ve özellikle
çocuklar ile ergenlerin bu akımlardan neden daha fazla etkilenebildiğini
değerlendirdi.
Görünür olma isteğinin arkasında “görülme ve kabul edilme”
ihtiyacı var
Sosyal medyada daha görünür olabilmek için sınırların
zorlanmasının yalnızca “dikkat çekme isteği” ile açıklanamayacağını belirten
Klinik Psikolog Seren Doğantekin, “Sosyal medyada görünür olma isteğinin
arkasında çoğu zaman beğenilme, kabul görme, bir gruba ait olma, merak, heyecan
arayışı ve sosyal onay ihtiyacı bulunur. Beğeni, yorum ve izlenme sayıları
kişinin aldığı sosyal geri bildirimi görünür ve ölçülebilir hale getirir.
Özellikle kişinin kendilik değerini dışarıdan aldığı onay üzerinden değerlendirmeye
başladığı durumlarda, daha fazla ilgi çekebilmek için sınırları zorlama eğilimi
ortaya çıkabilir. Burada yalnızca ‘dikkat çekme isteğinden’ değil, kişinin
görülme ve kabul edilme ihtiyacının sosyal medya üzerinden karşılanmaya
çalışılmasından söz ediyoruz.” dedi.
“Herkes yapıyorsa tehlikeli değildir” yanılgısı oluşabiliyor
“Bir davranışın çok sayıda kişi tarafından yapılması, o
davranışın normal ve kabul edilebilir olduğu algısını güçlendirebilir.” diyen
Klinik Psikolog Seren Doğantekin, “Psikolojide sosyal kanıt ve sosyal normların
etkisiyle açıklayabileceğimiz bu durumda kişi, çevresindeki insanların
davranışlarını kendi kararına referans olarak kullanabilir. Özellikle olumsuz
sonuçları videolarda görmüyorsa risk olduğundan daha düşük algılanabilir.
Nitekim araştırmalar, ergenlerin çok sayıda beğeni almış içeriklere daha fazla
yöneldiğini ve bunun riskli davranışları gösteren içerikler için de geçerli
olabildiğini göstermektedir.” diye konuştu.
Sağlıklı paylaşım ne zaman riskli onay arayışına dönüşüyor?
Kendini ifade etmenin, yaşadıklarını paylaşmanın ve sosyal
çevreden geri bildirim almak istemenin doğal bir ihtiyaç olduğunu vurgulayan
Doğantekin, “İnsanların kendilerini ifade etmek, yaşadıklarını paylaşmak ve
çevrelerinden geri bildirim almak istemeleri son derece doğaldır. Burada
belirleyici olan, sosyal medyadan alınan geri bildirimin kişinin kendilik
değerini ne ölçüde belirlemeye başladığıdır. Paylaşım beklenen ilgiyi
görmediğinde yoğun değersizlik, öfke veya kaygı ortaya çıkıyorsa; kişi daha fazla
izlenmek için giderek daha uç, mahrem ya da tehlikeli davranışlara yöneliyorsa
sağlıklı paylaşım ihtiyacının yerini riskli bir onay arayışı almaya başladığını
düşünebiliriz.” şeklinde konuştu.
Ergen için risk, aynı zamanda “gruba kabul edilme fırsatı”
olarak görülebiliyor
Tehlikeli sosyal medya akımlarında en önemli risk
gruplarından birinin çocuklar ve ergenler olduğunu belirten Doğantekin, şöyle
devam etti:
“Ergenlik döneminde akranlar tarafından kabul edilmek ve bir
gruba ait hissetmek gelişimsel olarak oldukça önemlidir. Aynı zamanda ödüle ve
sosyal geri bildirime duyarlılık yüksekken, dürtü kontrolü, uzun vadeli
sonuçları değerlendirme ve özdenetimle ilişkili sistemler gelişimini
sürdürmektedir. Dolayısıyla bir yetişkinin ‘gereksiz bir risk’ olarak
değerlendirdiği davranış, ergen için arkadaşları tarafından kabul edilme,
eğlenme veya görünür olma fırsatı olarak algılanabilir. Araştırmalar da
ergenlerde risk alma davranışlarının sosyal bağlamdan ve akranların
davranışlarından önemli ölçüde etkilenebildiğini ortaya koyuyor.”
“Daha çarpıcı içerik, daha fazla ilgi” döngüsü oluşabilir
Sosyal medyada yeterince ilgi görmediğini düşünen bir
çocuğun zaman içerisinde daha sıra dışı ve riskli içeriklere yönelmesinin
mümkün olduğunu söyleyen Doğantekin, “Çocuk, sıradan paylaşımlarının az ilgi
gördüğünü ancak daha sıra dışı veya sınırları zorlayan içeriklerin daha fazla
izlendiğini fark ettiğinde, ‘daha çarpıcı içerik = daha fazla ilgi’ şeklinde
bir öğrenme döngüsü oluşabilir. Beğenilerin ergenlerde ödül işlemeyle ilişkili
beyin bölgelerinde daha güçlü yanıtlarla bağlantılı olduğunu gösteren
çalışmalar da sosyal geri bildirimin bu yaş grubunda neden güçlü olabileceğini
anlamamıza yardımcı oluyor.” dedi.
Tehlike, zarar görülmesine rağmen davranışın sürdürülmesiyle
büyüyor
Sürekli dikkat çekmeye çalışmanın tek başına psikolojik bir
bozukluk göstergesi olmadığını vurgulayan Doğantekin, “Tek başına dikkat çekme
isteği psikolojik bir bozukluk anlamına gelmez. Burada davranışın sıklığı,
şiddeti, kontrol edilebilirliği ve kişinin yaşamına verdiği zarar önemlidir.
Kişi daha fazla ilgi görmek için fiziksel güvenliğini tekrar tekrar tehlikeye
atıyor, zarar görmesine rağmen aynı davranışları sürdürüyor, sosyal medyada
ilgi görmediğinde yoğun değersizlik veya öfke yaşıyor ya da giderek daha
tehlikeli davranışlara ihtiyaç duyuyorsa psikolojik değerlendirme faydalı
olacaktır. Özellikle çocuk ve ergenlerde buna dürtüsellik, kendine zarar verme
davranışları, belirgin duygu durum değişiklikleri, okul ve aile ilişkilerinde
bozulma veya sosyal medyadan uzak kaldığında yoğun sıkıntı eşlik ediyorsa
profesyonel destek alınması önemlidir.” diye konuştu.
Yasaklamak yerine düşündüren sorular sorun
Ailelerin çocuklarını tehlikeli sosyal medya akımlarından
korumak için yalnızca yasaklayıcı bir dil kullanmasının yeterli
olmayabileceğine dikkat çeken Doğantekin, “Çocukları tehlikeli akımlardan
korurken yalnızca ‘Bunu yapma’ demek yerine, neden yapmak istediğini anlamaya
çalışmak daha koruyucu bir yaklaşım olabilir. ‘Bu video çok izlendiği için mi
sana güvenli geliyor?’, ‘Kamera olmasaydı bunu yine yapmak ister miydin?’ veya
‘Bir şeyin çok beğenilmesi onun güvenli olduğu anlamına gelir mi?’ gibi sorular
çocuğun eleştirel düşünme ve risk değerlendirme becerisini destekleyebilir.”
şeklinde sözlerini tamamladı.