Ela, gece okuduğu Robotlar kitabının etkisinden çıkamamış
bir şekilde uyandı. Alarmı her zamanki saatinde çalmıştı. Kendine gelmek için
hızlıca bir duş aldı. Bir şampuan yetmişti; bedenini dinlendirecek vakti yoktu
... Aynı saatte evden çıktı.
O kadar hızlı yürüyordu ki; bahçede açan o muhteşem gülü
fark etmedi bile. Değişik bir kelebek göz hizasında durdu, görmedi. Yanından
geçen komşulara selam veremedi. Çünkü yüzlerine bile bakacak zamanı kalmamıştı.
İşe yetişmesi gerekiyordu. Arkasından sevimli bir havlamayla ona yaklaşan
köpeği duymadı. Kulaklığından yükselen ses, onu her şeyden soyutlaştırmıştı. Ofise yine telaşeyle girdi.
Çayı, kahvesi, molaları hepsi saatli ve düzenliydi.
Bir ara arkadaşlarının paylaşımlarına takıldı gözü. Hepsine
beğeni koyarak "yakın arkadaş" görevini yerine getirdi. Ana sayfada
öylesine gezinip Instagram videolarına bakarken, acı verici birkaç habere
rastladı. Ancak sonrasında önüne çıkan video o kadar eğlenceliydi ki, o acıyı
hissedemedi bile. Ekrana gelen videolar hızlıca kaydırılıyordu.
Sahi en son ne zaman herhangi bir duyguyu derinden
hissetmişti? Ya da ne zaman birisinin gözlerine uzun, derin ve anlamaya
çalışarak bakmıştı? Hatırlayamıyordu. İş telefonu aynı mekanik sesiyle çaldı.
Hayat o kadar hızlıydı ki... Yavaşlasa, hissetse, düşünse sanki bir şeyleri
kaçıracakmış gibi geliyordu.
Bugün onun doğum günüydü. Bakalım eşi hisli bir kutlama
yapacak mıydı? Tam içinden bunu düşünürken, eşinden bir mesaj geldi. Çiçek
siparişini vermiş ve "görev tamamlandı" diye
gülümseyerek bir emoji göndermişti. Bu sayede akşam tartışma yaşanmamış
olacaktı.
Görev! His kelimesi yerini "görev" sözcüğüne
bırakmıştı sanki...
Geçen gün arkadaşına da hayırlı olsuna gitmek yerine
IBAN'ına para atmayı tercih etmemiş miydi? Ama yorgundu Ela. İnsanlarla
konuşmak, birilerine gitmek vakit kaybı gibi geliyordu artık ve enerjisi yoktu.
Dün okuduğu "Robotlar" kitabı onu çok korkutmuştu.
Yakın bir zamanda yapay zekanın da gelişmesiyle her şeyi robotların
yöneteceğinden ve insanların hislerini kaybedip görev odaklı robotlar gibi
olacaklarından bahsediyordu kitap...
"Korkunç..." dedi kendi kendine. Ve ekledi:
"Neyse ki sadece masal... Şu an öyle bir şey yok."
İçindeki o boşluğu geçirmek için, alışveriş sitesinden
birkaç elbise ekledi sepete.
Üzerindekilere benzeyen, tek tip, duygu içermeyen birkaç
elbise... Alışveriş iyi gelmişti.
Sonra gözü telefonunu bir an bile elinden düşürmeyen
Mehmet'e takıldı.
— "Ne yapıyorsun? Yine mi o kız?" diye sordu.
— "Ela galiba aşık oldum. Sohbet inanılmaz." dedi
Mehmet.
— "Daha bir hafta önce başkasına da aynısını demiştin."
diye gülümsedi Ela. Mehmet omuz silkti:
— "Onu engelledim. Bunu keşfetten yeni buldum, ruh
ikizim adeta... Bana attığı emojilere baksana..."
Ela düşündü: Emoji, beğeni, mesaj... Sevgi gibi hissettirip
gerçek sevgiyi yok ediyor olabilirler miydi? Emek, zaman ve hisler nereye
kaybolmuştu? Her şey çok hızlı ve dopamin odaklıydı. Peki acaba bu esnada başka
bir duyguyu mu kaçırıyorduk ki? Serotonin. İçindeki geçmek bilmeyen boşluk
hissinin duygusu...
Ve yeni dosyalar yığıldı önüne. Düşünme diyordu hayat ona.
Görevini yap, gerisini bırak.
Sonra kitapta geçen o cümleyi hatırladı korkuyla.
“Çünkü robotların hisleri olmaz.”