Karanlıkta gizlenerek yürüyordu Yaprak. Fark edilmekten ve
yükseklerde olmaktan korkuyordu. Öyle yorgun hissediyordu ki. O bir böcekti ve tüm yaşamı birilerinden
kaçmaya çalışarak, ezilerek, sürekli bir mücadele içinde geçmişti. Yanından
emin adımlarla geçen karıncanın özgüvenine ise hayranlıkla baktı. Yaprak
kendisini hiç beğenilmeye layık bulmuyordu. Hep değersiz ve yetersiz
hissettirilmişti.
Karınca ona şaşkınca sordu.
-Sen neden parlamıyorsun? Şu ateş böceklerine bir baksana
çok güzeller. Sen niçin ışıldamıyorsun?
Yaprak iç çekti.
-Ah evet. Ben onlar gibi değilim. Basit bir böceğim.
Karınca atıldı.
-İyi de sen sıradan bir böcek değilsin ki, sen ateş
böceğisin. Şu an bu karanlıkta ışıldaman gerek.
-Yapamam ki. Gerçekten öyle miyim? Nasıl parlayacağımı bile
bilmiyorum. Adım Yaprak bu arada.
Karınca üzülmüştü.
-Bak Yaprak. Bunca zaman çevredekiler tarafından yetersiz
hissettirilmiş olabilirsin. Sıradan böceklerin arasında kalmış da olabilirsin.
Ama sen bu değilsin. Sen harika bir ateş böceğisin. Ve tek yapman gereken
kendine dönmek. Işığın içinde. Çevredekilere, kimin ne söylediğine, nasıl
olduğuna bakmak yerine; sadece kendini keşfetmeye odaklan. O ışığı bulacaksın,
bana inan.
Sonra diğer karıncalara doğru ilerlemeye başladı ve yeniden
seslendi.
-Sen ateş böceğisin Yaprak.
Işığını bulabilirsin.
Yaprak şaşkınca karıncanın arkasından baktı. O kadar yorgun
hissediyordu ki. Bu yorgunluk yaşamdan mıydı ya da fıtratını keşfedemeden
yaşamaktan mı, o da bilemiyordu. Yoksa ruh ve bedenin uyuşmazlığı mıydı?
Artık kendini hiçbir güzelliğe layık göremiyordu.
-Peki ya karıncanın söyledikleri doğruysa
Diye mırıldandı.
-Ya olmam gereken yer burası değilse.
-Ya gerçekten ateş böceğiysem?
Titriyordu. Aklındaki sorularla hızlıca karanlık, kuytu bir
yere geçti. Yalnız kalmak istiyordu.
-Beni kimse sevmez ki…
Dedi iç çekerken. Sonra gökyüzüne baktı. Düşündü.
-Sahi bu o kadar önemli mi? Ya parlak, ışıltılı bir ateş
böceğiysem? Sevilip sevilmemek o kadar önemli mi acaba? Belki dışlanacağım,
belki de düzenin dışına çıktığımı düşünecekler. Çevrenin benim için belirlediği
bir düzen, görev var. Ama ya asıl güzellik, düzen değiştiğinde ortaya
çıkıyorsa? Ya ben ateş böceğiysem? Başkalarının onayı o kadar önemli mi?
Zihninde düşünceler dönüyordu. Heyecanlanmıştı. Denemeye
değerdi.
Günler hızla geçmişti. Bir akşam karınca yine aynı yerden
geçerken, Yaprak ‘a selam vermek istedi. Böceklerin arasından Yaprak ‘ı fark
etmeye çalışıyordu. Biraz ileride ise ateş böcekleri parıldıyordu.
Birbirlerinin fotoğraflarını çekiyorlar, sosyal medyada paylaşımlar yapıp
beğenilerini kontrol ediyorlardı.
O esnada karıncanın başı, gözünü alan o muhteşem ışığa doğru
çevrildi. Ateş böceklerinden biri o kadar güzeldi ki. Mutlulukla, özgürce,
süzülerek uçuyordu. Karınca hayranlıkla izledi onu. Diğer tüm ateş
böceklerinden farklıydı. Kimseye kendini kanıtlamak, beğendirmek, onaylatmak
gibi düşünceleri yoktu. Sadece parlıyordu. Hem de öyle güzeldi ki. Işığı göz
kamaştırıyordu.
- Ah
karınca.
Diyen ses ile irkildi. Gözlerine inanamıyordu.
-Yaprak!
O muhteşem ateş böceği, Yaprak’tan başkası değildi. Karınca çok şaşkındı.
- Ah ama
sen…Çok. Çok.
- Çok
mutluyum
Diye atıldı Yaprak.
-Sana teşekkür ederim karınca, sayende kendimi
keşfedebildim.
Işıl Işıl dönerken sevinçle bağırdı.
-Ben ateş böceğiymişim!
O gece Yaprak, karanlığın ortasında hiç durmadan, neşeyle,
parlayarak uçtu. Ne başkalarının onayına ihtiyacı vardı artık ne de o eski
korkularına. Kalbinde yalnızca karıncanın o tatlı fısıltısı vardı.
“Ateş böceği”
Ve artık biliyordu.
Fıtrat; Allah ‘ın kuluna lütfettiği en güzel mucizeydi.
Yaprak aslında sadece o ilahi sanatın güzelliğini bulmuştu.