Ahmet yurtdışında çektirdiği fotoğraflara keyifle bakarken
bir yandan da yeni seyahatlerini düşünüyordu. Sırada hangi ülke olmalıydı?
Gezmeyi ve macerayı çok seviyordu. Evinde kaldığı nadir zamanlarda ise hemen
sıkılıyor, âdeta bunalıma giriyordu. Genç yaşında öyle çok ülke görme imkânı
bulmuştu ki, kendisiyle bu konuda gurur duyuyordu. Peki, acaba Ahmet seyahat
etmeyi gerçekten bu derece çok mu seviyordu? Yoksa kendisinden mi kaçıyordu?
Kendiyle kalmaktan ve bazı yaralarından.
Ayşe, her şeyin kontrolü altında olmasından çok hoşlanırdı.
Çünkü düzen onun için her şey demekti. İş mailleri, sınıf grupları, WhatsApp,
Instagram …Hepsine her zaman yetişebiliyor, hızlı kararlar alıyor ve çevresine
son derece iş bitirici bir profil çiziyordu. Çocuğunun dersleri, okulda
yaptıkları hatta eşinin sabah giyeceği kıyafetler bile her zaman onun bilgisi
dahilinde oluyordu. Ayşe’ nin kurduğu bu kusursuz düzen, başkaları tarafından
başarılı ve becerikli görünmesini sağlıyordu. Peki, acaba her şeyi ve herkesi
kontrol etmeye çalışmak gerçekten bir başarı mıydı? Yoksa içindeki derin
kaygının dışa vurumu mu? Ya da O da Ahmet gibi kendisinden mi kaçıyordu?
Kendiyle kalmaktan ve bazı yaralarından.
İki farklı karakter, benzer duygular.
Hani bir söz vardı. “Bunca yıl saatim işlemiş ben durmuşum.
Gökyüzünden habersiz uçurtma uçurmuşum” diye.
Kendimizle kalmak, hislerimizi anlamaya çalışmak,
yaralarımızı keşfedip onları iyileştirebilmek bazen öyle zor gelir ki; sadece
kaçarak duyguları bastırmayı seçeriz. Kimi zaman telefona bağımlı yaşarız, kimi
zaman tamamen işkolik oluruz.
Bazen de sırf içimizdeki sesi duymamak için anlamsızca
oyalanırız. Sonunda ise çevrenin gürültülü parıltısından, kendi kalbimizin
sesini duyamamaya başlarız.
Oysa Mevlâna bize, insanın dış dünyada aradığı huzur ve
hakikatin aslında kendi ruhunda gizli olduğunu söylemektedir. İnsanın kendini
aramaya başladığında; kalbini temizledikçe, Allah ‘ı da bulacağını ifade
etmektedir.
Ancak bugün, öyle hızlı bir hayatın içerisindeyiz ki. Ne
kalbimizi duymaya vaktimiz var ne de içimizdeki yaraları iyileştirecek zamanımız…
Daha çok şeye sahibiz fakat eskisinden çok daha kaygılıyız.
Meşhur Kızılderili hikayesinde bahsedildiği gibi: “O kadar hızlı gitmişiz ki,
ruhlarımız geride kaldı.”
Çözümü ise sürekli dışarıda arıyoruz. Ama, sanki Kur’an-ı
Kerim de çözümü bize fısıldamıyor mu?
-KALPLER ANCAK ALLAH’I ANMAKLA HUZUR BULUR.