Ece yoğun geçen toplantının ardından nihayet evine
gelebilmişti. Son taksitlerini ödediği kırmızı spor arabasından inerken,
gözleri komşusu Ayşe’ye takıldı. Bahçede çocuklarıyla eğleniyordu. Hüzünlendi.
Kendisi hep yapayalnızdı.
Ayşe çocukların peşinde koşmaktan ve ev işlerinden o kadar
yorulmuştu ki , kırmızı arabasından topuklu ayakkabılarıyla inen bakımlı ve
özgür Ece’ ye baktı hayranlıkla. Hüzünlendi. Kendisi hiç hayallerini
gerçekleştirememişti.
Ece o akşamı kendine ayırmak, kitap okumak ve birkaç bir şey
karalamak istiyordu. Telefonuna bakınca arkadaşlarının yurtdışında gezdikleri
fotoğraflar çarptı gözüne. Nasıl da mutlulardı. O ise, çalışmaktan hiçbir şeye
zaman bulamıyordu ki… Fotoğrafları incelerken, zaman hızla geçti . Saat ilerledi. Ece kitap okuyamadan yattı.
Ayşe çocuklar uyuyunca eşiyle baş başa güzel vakit geçirmeyi
planlamıştı. Erken uyuttu çocukları. O sırada Instagram’da, fotoğraf paylaşan
arkadaşını fark etti. Fit vücudu ile çok güzel poz vermişti. Arkadaşının diğer
fotoğraflarını da incelemeye başladı. Sonra aynadan kendisine baktı. Kilolu ve
çirkindi. Eşinin iş arkadaşlarının da öyle güzel ve fit olabileceğini düşünüp
,elinde olmadan biraz tripli gitti yanına. Zaman hızla geçti , saat ilerledi..
Ve tartışarak yattılar. Ayşe uyudu.
Ahmet yeni aldığı telefonuna kurduğu Instagram’da gezinirken
,Turgut ‘un büyük arabası ve yanında ki kızla gülümseyerek verdiği pozu gördü.
Belki bir arabası olsaydı ; O’nun da kız arkadaşı olabilirdi. Canı sıkıldı.
Yeni telefonunu kenara bıraktı. Heyecanı geçmişti.
Farklı hikayeler ,aynı duygular… Ne garip değil mi?
Şükretmekten uzaklaştıkça ,kapitalizmin o devasa çarkları arasında eziliyoruz
sanki. Sahip olamadıklarımızın yasını tutarken, sahip olduklarımızın tadını
çıkaramıyoruz ya da belki.
Dünya ise biz başkalarının vitrinine bakarken akıp gidiyor.
Oysa her birimiz, bir başkasının imrendiği o hikayenin gizli kahramanıyız.
Bu benim ilk yazım. İlk heyecanım. Amacım, hızla ilerleyen
zamanın içinde birlikte küçük farkındalıklar yakalamak ve küçük bir mola vermek
😊
Şebnem Ferah ‘ın şu şarkısının sözlerini çok seviyorum.
“Sen nasıl başardın , yüz yıllık ağaç gibisin. Nasıl böyle
kaldın, büyürken eskimeyen eskise de değerlenen.”
Yaşlanmak mı, yaş
almak mı diye düşündürtüyor bana.
Belki de en güzeli ; her geçen günün kıymetini bilerek,
şükrederek yaş almak ve sonra da ışıldayarak parlamak =)