Toplantının açılış konuşmasını gerçekleştiren Meclis Başkanı Erdem ERCAN şunları dile getirdi: Bugün Büyük Taarruz’un 104., Malazgirt Zaferi’nin de 955. yıl dönümü, geçtiğimiz günlerde de Sakarya Meydan Muharebesi'nin 105. yıldönümünü kutladık, Pazar günü de 30 Ağustos Zafer Bayramımızın 104. yıl dönümünü kutlayacağız.
Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak
üzere bu vatanı bize armağan eden tüm kahramanlarımızı Meclisimiz adına saygı,
rahmet ve minnetle anıyorum.” dedi.
Toplantının devamında yoklama ve gündem maddelerinin
oylanmasına geçildi. 1247 nolu Meclis oturumuna ait tutanak görüşülerek oy
birliği ile kabul edildi. Haziran ayı Kat’i Mizan ve ekleri ile Bütçe İzleme
Raporu, Hesapları İnceleme Komisyonu Başkanı Tuncay CEBECİ’nin sunumunun
ardından oylanarak, meclis üyeleri tarafından tasdik edildi.
Meclis Toplantısının devamında ülke ve ekonomi gündemi
hakkında değerlendirmede bulunmak ve Yönetim Kurulu’nun aylık faaliyetleriyle
ilgili bilgi vermek üzere kürsüye gelen SATSO Yönetim Kurulu Başkanı A. Akgün
ALTUĞ şunları dile getirdi;
Küresel ve Türkiye Ekonomisi Değerlendirmesi
“Küresel ekonomide belirsizliklerin derinleştiği, ulusal
ekonomide ise öngörülebilirliği ve istikrarı yeniden inşa etmeye çalıştığımız
son derece kritik bir kırılma sürecinden geçiyoruz. Dolayısıyla hem küresel
çalkantılar hem de iç pazarda karşı karşıya kaldığımız makroekonomik zorluklar,
iş dünyamızın hareket alanını ciddi şekilde kısıtlamaktadır.
Süreç göz önüne alındığında, iş dünyası olarak şu anda en
çok ihtiyaç duyduğumuz şey; dirençli, öngörülebilir ve maliyetleri
yönetebildiğimiz bir süreçtir. Bu dengenin kurulamadığı bir ortamda, varlık
göstermemiz maalesef mümkün değil. Bir sanayicinin, bir tüccarın işini
sürdürebilmesi istihdamını koruyup büyütebilmesi için her şeyden önce ekonomik
netlik anlamında güven duymaya ihtiyacı var.
Dünyada elbette küresel fırtınalar kopuyor; ticaret
savaşları, küresel enerji krizleri özellikle içinde bulunduğumuz coğrafyada artan
jeopolitik gerilimler, pazar dengelerini sarsıyor. Bunların hepsini görüyor ve
takip ediyoruz. Fakat sahadaki durumu sadece bu dış etkenlerle açıklamak
yeterli değil. Biz iş dünyası olarak derin bir ekonomik krizle karşı
karşıyayız.
2022’den bu yana devam eden yüksek enflasyon ve yüksek
enflasyona çözüm olarak uygulanan yöntemlerden biri olan döviz kuru üzerindeki
baskılar ve finansman maliyetlerinin geldiği seviyeler, işletmelerimizin
omuzlarına gerçekten taşınması güç bir yük bindirmiş. Özellikle üretici
ihracatçılarımızı rekabet edemez duruma getirmiştir.
Şu anda iş dünyası açısından üretim yapmakla finansal
yatırım yapmak arasındaki denge bozulmuş durumdadır. Bugün bir üreticimiz yeni
yatırım yapmak, yeni bir makine almak, kapasitesini artırmak istediğinde;
yüksek finansman maliyetiyle, artan işletme giderleriyle ve birçok riskle karşı
karşıya kalıyor.
Baktığımızda veriler de bunu destekliyor. Ağustos ayında imalat sanayi kapasite
kullanım oranı yüzde 73.5'a geriledi. Daha önemlisi, geleceğe ilişkin en kritik
gösterge olan yatırım mallarında kapasite kullanımı yüzde 69,7'ye, düştü.
Fabrikalar çalışıyor; ancak giderek daha büyük bir bölümü atıl kapasiteyle
üretim yapıyor. İmalat sanayii 27 aydır daralma bölgesinde yer alıyor. Ama aynı
sermayeyi mevduatta değerlendirdiğimizde, daha az riskle üretmek ya da
ticaretten elde edeceğimiz gelirin çok üzerinde bir gelir elde ediliyor. Yani
bugün geldiğimiz noktada uygulanan ekonomik sistem neredeyse ticaretten,
üretimden vazgeçmeyi ödüllendiren bir teşvik sistemi oluşturmuş durumda.
Üretmekten çok mevduatta beklemek, yatırım yapmaktan çok
faize park etmek daha rasyonel görünüyor. Sermaye üretime değil bilançolara,
makinelere değil mevduata yöneliyorsa, bunun adı dezenflasyonun yan etkisi
değil, ekonominin yön değiştirmesidir. Yani iş yapmayan üretmeyen
ödüllendiriliyor. Eğer bir üretici yatırım yapmak yerine parasını faizde
tutmayı daha mantıklı buluyorsa, sorun sadece yüksek faiz değildir. Ekonomide üretimin cazibesi zayıflıyor
demektir.
Oysa mevduat ne istihdam ne ihracat ne yatırım üretebilir.
Elbette enflasyonla mücadele edilmeli, fiyat istikrarı sağlanmalı. Ancak bunu
yaparken üreticiyi ve yatırımcıyı sistemin dışında bırakmamalıyız. Enflasyonun
gerilemesi olumlu. Ancak sanayi üretimindeki zayıflama ve temmuz ayında 47,7
seviyesinde gerçekleşen pmı oranları (satın alma yöneticileri endeksi), imalat
sektöründe daralmanın sürdüğünü gösteriyor. Yani fiyat istikrarı konusunda
ilerlerken, üretim tarafındaki kırılganlığı da göz ardı etmemeliyiz.
Sermayenin yönünü belirleyen şey, sadece faiz değil; üretim
yapmanın ne kadar mümkün ve ne kadar cazip olduğudur. Bizim beklentimiz,
tasarrufların yeniden fabrikalara, makinelere, Ar-Ge ve teknolojiye yani yeni
yatırımlara yöneldiği bir ekonomik ortamın sağlanmasıdır. Bizler artık pansuman
tedbirler yerine üretimin ve ticaretin mantığını yeniden kuracak radikal
yapısal reformların hayata geçirilmesinin daha sürdürülebilir olacağına
inanıyoruz. Gelişmiş pazarlarda tutunabilmenin yolu sadece düşük işçilik maliyetleri,
kur ayarlamaları ya da geçici finansman imkanlarıyla rekabet etmek olamaz. Eğer
küresel arenada kalıcı olmak istiyorsak; üretimde yüksek katma değere,
ürünlerimizde markalaşmaya, özgün tasarıma ve yenilikçiliğe odaklanmak
zorundayız. Bunun için de ciddi
desteklere ihtiyacımız var.
Ekonomi ile İlgili İş Dünyasının Görüşleri
Son zamanlarda iş dünyasının çatı kuruluşlarından gelen
açıklamalara baktığımızda dikkat çekici bir ortak tablo görüyoruz. Türkiye
İhracatçılar Meclisi Başkanımız Mustafa Gültepe, mevcut ekonomi politikalarının
üretim üzerindeki baskısını dile getirerek yeni bir yaklaşım ihtiyacına işaret
ediyor. Ayrıca ihracatın korunması için en azından kurun enflasyon oranında
artması gerektiğini vurguluyor.
MÜSİAD Genel Başkanı Sayın Burhan Özdemir, sıkı para
politikasının tek başına yeterli olmayacağını, üretim odaklı yeni bir döneme
geçilmesi gerektiğini vurguluyor. TOBB
Başkanımız Sayın Rifat Hisarcıklıoğlu ise özellikle krediye erişim ve finansman
maliyetleri konusunda bankacılık sektörüne önemli çağrılarda bulunuyor.
Aslında verilen mesaj ortak. Bugün iş dünyasının talebi,
enflasyonla mücadeleden vazgeçilmesi değildir. Talep edilen; fiyat istikrarı
hedefinden uzaklaşmadan, üretimi, yatırımı, ihracatı ve istihdamı daha güçlü
destekleyecek dengeli bir ekonomik zeminin oluşturulmasıdır. Bugün ihtiyaç
duyduğumuz şey; enflasyonla mücadele ile üretimi birbirinin alternatifi olarak
görmek değil, birbirini tamamlayan iki hedef olarak değerlendirmektir. Kısacası
iş dünyası denge istiyor.
Küresel Rekabet ve Kur Politikaları
Tam da bu noktada, küresel pazarlardaki gelişmelere son
veriler ışığında bakmak gerekiyor. S&P Global’in (Standard & Poor’s)
son PMI verileri, küresel ticaretteki yavaşlamanın sürdüğünü gösteriyor. İmalat
sanayinde yeni ihracat siparişleri endeksi de son 6 ayın en sert düşüşünü
kaydetti.
Diğer taraftan, büyük sanayi ülkeleri değişen rekabet
koşullarına karşı kendi üreticilerini koruyacak yeni politikalar geliştiriyor.
Fransa Strateji ve Yüksek Planlama Komisyonu’nun son raporuna göre, Almanya
ihracatının yüzde 32’si, Fransa ihracatının ise yüzde 26’sı Çin kaynaklı
rekabet tehdidi altında. Avrupa sanayisinin rekabet gücünü koruyabilmesi için
euronun değerine ilişkin politikalar dahi tartışılıyor. Benzer bir
değerlendirme Türkiye için de gündeme geliyor.
Goldman Sachs ekonomistleri, dış dengenin desteklenmesi açısından TL’nin
daha hızlı değer kaybetmesine izin verilebileceğini belirtiyor. Tüm bu
gelişmeler bize gösteriyor ki küresel rekabet yeni bir döneme giriyor. Türkiye
olarak bizim de bu değişimi doğru okumamız gerekiyor. Enflasyonla mücadeleden
taviz vermeden, ihracatçımızın dış pazarlardaki rekabet gücünü koruyacak
dengeli politikaların geliştirilmesi büyük önem taşıyor.
Sanayi Destek Paketi
Bu doğrultuda ekonomi yönetiminin de şartlar dahilinde
çalışmalarını destek paketlerini yakından takip ediyoruz. Geçtiğimiz ay
açıklanan sanayi destek paketi iş dünyamıza bir nebze de olsa hareket
kabiliyeti sağlayacak diye düşünüyorum. Sadece bizim değil tüm odalarımızın
dile getirdiği iş dünyasının sorunlarına yönelik konuların bu şekilde karşılık
buluyor olması da memnuniyet verici. Söz konusu imalat sanayine yönelik yeni
finansman desteklerini ve Yatırım Taahhütlü Avans Kredi Programı'nın kapsamının
genişletilmesini, iş dünyamızın beklentilerine karşılık veren önemli bir adım
olarak değerlendiriyoruz. Benzer adımların da devam etmesini bekliyoruz. Bu anlamda yeni nefes kredisi paketine de
ihtiyacımız var. Ancak desteklerin yalnızca açıklanması değil, üreticinin
ihtiyaç duyduğu anda, erişilebilir olması da önemli.
Finansmana Erişim Kredi Süreçlerindeki Zorluklar
Bu finansmana erişimin az önce bahsettiğim şekilde iş
dünyasını tam anlamıyla destekler pozisyonda olmadığını sahada tecrübe
ediyoruz. Biz bu finansman süreçlerinin öngörülebilir, makul maliyette ve
şeffaf bir şekilde yürütülmesini istiyoruz.
Ancak üyelerimizden gelen geri bildirimler, krediye erişimde
yaşanan zorlukların yalnızca kredi değerlendirme süreçleriyle sınırlı
kalmadığını; teminat değerleme aşamalarında da işletmeler üzerinde ciddi
maliyetler oluşturduğunu ortaya koymaktadır. Özellikle kredi başvurularında
teminat olarak gösterilecek taşınmazların ekspertiz süreçlerinde uygulanan
çoklu rapor zorunluluğu, işletmeler açısından önemli bir yük haline gelmiştir.
Belirli tutarın üzerindeki teminatlarda iki ayrı ekspertiz raporu talep
edilmesi, her bir rapor için ayrı ücret ödenmesini zorunlu kılmakta; ekspertiz
bedellerinin yüksek seviyelere ulaşması nedeniyle daha kredi onayı alınmadan
işletmeleri ciddi maliyetlerle karşı karşıya bırakmaktadır. İki rapor arasında
farklılık oluşması halinde üçüncü bir ekspertiz raporunun istenmesi ise bu
maliyeti daha da artırmaktadır.
Bunun yanında, tüm değerlendirme ve ekspertiz süreçleri
tamamlandıktan sonra kredi başvurularının çeşitli gerekçelerle olumsuz
sonuçlanabilmesi, üstelik ret kararına ilişkin yeterli açıklama yapılmaması,
işletmeler açısından hem maddi kayba hem de belirsizliğe neden olmaktadır. Bu
durum, finansmana erişim sürecini zorlaştırırken, yatırım ve üretim
planlamasını da olumsuz etkilemektedir. Bu süreçlerin kredi maliyetlerini
artıran uygulamaların gözden geçirilmesi, ekspertiz süreçlerinin
hızlandırılması, kredi değerleme mekanizmalarında firmaların doğru
bilgilendirilmesi finans sitemine duyulan güveni artıracaktır. Oda olarak
üyelerimizden gelen bu haklı talepleri ilgili kurumlar nezdinde gündeme
taşımaya ve çözüm üretmeye devam edeceğiz. Biz her zaman sahada ve üyelerimizin
yanındayız.
Sakarya’nın Ekonomik Görünümü
Öncelikle Sakarya'nın kişi başı gayrisafi yurt içi hasıla
sıralamasına baktığımızda, son yıllarda istikrarlı bir yükseliş görüyoruz.
Sakarya, 2020 yılında kişi başı GSYH bakımından Türkiye'de 20'nci sırada yer
alırken, son açıklanan TÜİK verilerine göre 15'inci sıraya yükseldi.
Gelir göstergelerindeki bu olumlu seyrin yanında, ekonomik
yapımızın sektörler arasındaki değişimini de doğru okumamız gerekiyor. Tarım,
ormancılık ve balıkçılık sektörünün Sakarya GSYH'sı içindeki payı 2014 yılında
%8,1 iken 2024 yılında %4,85'e geriledi. Son on yılda yaşanan bu belirgin düşüş,
Sakarya ekonomisinde sanayi ve hizmet faaliyetlerinin ağırlığının artmasıyla
birlikte tarımın göreli payının azaldığını gösteriyor. Dolayısıyla tarımda
verimliliği, katma değeri ve üretici gelirini artıracak çalışmalara duyulan
ihtiyaç önemini koruyor.
Firma dinamiğine baktığımızda 2026 yılının ilk 7 ayında
Sakarya’da 605 yeni şirket kuruldu. Geçen yılın aynı döneminde bu sayı 544’tü.
Yani yaklaşık yüzde 11’lik bir artış var. Aynı dönemde kapanan şirket sayısının
107’den 96’ya gerilemesi de olumlu bir gelişme.
Gerçek kişi ticari işletmelerinde de benzer bir hareketlilik
görüyoruz. İlk 7 ayda 180 yeni işletme kurulurken, geçen yıl bu sayı 152’ydi.
Bu veriler bize şunu gösteriyor: Sakarya’da üretim kapasitesi kadar
girişimcilik iştahı da güçlü. Diğer taraftan reel sektördeki bu hareketliliğin
sürdürülebilirliği açısından finansman göstergeleri de büyük önem taşıyor. Bu
doğrultuda Sakarya’da toplam nakdi krediler son bir yılda 142,5 milyar liradan
213,6 milyar liraya yükseldi. Ancak aynı dönemde takipteki alacakların 3,3
milyar liradan yaklaşık 6 milyar liraya çıkması, finansmanın geri ödeme
tarafındaki baskının da arttığını gösteriyor. Özellikle takipteki kredilerin
toplam krediler içindeki payının yüzde 2,3’ten yüzde 2,8’e yükselmesi,
işletmelerimizin finansman maliyetleri ve geri ödeme koşulları açısından rahat
olmadığının da kanıtı.
Sektörel olarak baktığımızda tarım ve balıkçılık ile toptan
ticaret en yüksek kredi hacmine sahip sektörler. Enerji ve inşaatta ise kredi
hacmindeki artış dikkat çekiyor. Buna karşılık, özellikle turizm sektöründe de
takipteki kredilerde yükseliş söz konusu.
Mevduat tarafında da güçlü bir büyüme görüyoruz. Toplam
mevduat 128 milyar liradan 165,5 milyar liraya yükseldi. Son aylarda TL
mevduatlarında artış, döviz mevduatlarında ise gerileme yaşanması,
tasarruflarda TL lehine bir değişim olduğunu gösteriyor.
Bir diğer önemli gösterge ise istihdamda hareketlilik. 2026
yılının ilk 7 ayında İŞKUR aracılığıyla 17 bin 37 kişi işe yerleştirildi. Bu sayı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde
4,2 arttı. Kadınların işe yerleştirilmesi %7,3, gençlerin işe yerleştirilmesi
%2,5, engelli işe yerleştirmeleri de %8,6 arttı. Bu artışlar da olumlu bir
tablo ortaya koyuyor.
Ancak buradaki önemli bir nokta ise; yükseköğrenim
mezunlarının işe yerleştirilmesi %4,3 azalarak 3 bin 3 kişiye geriledi. Bu
gerileme, nitelikli iş gücü ile işletmelerimizin ihtiyaçları arasındaki uyumu
daha fazla güçlendirmemiz gerektiğini gösteriyor. Dolayısıyla Sakarya’nın
önümüzdeki dönemde sadece daha fazla istihdam değil, daha nitelikli ve
sürdürülebilir istihdam üretmesi anlamına geliyor. Genel olarak baktığımızda
Sakarya; kişi başı gelir sıralamasında yükselen, üretim gücü ile öne çıkan,
yeni şirket kuruluşlarının arttığı ve iş gücü talebinin canlı kaldığı güçlü bir
ekonomik yapıya sahip.
Ancak önümüzde bazı önemli başlıklar var. Tarımın
ekonomideki payının gerilemesi, takipteki kredilerdeki yükseliş ve nitelikli iş
gücü ile işletmelerimizin ihtiyaçları arasındaki uyum bu başlıkların en
önemlileri. Bu da önümüzdeki dönemde nerelere odaklanmamız gerektiğini net bir
şekilde ortaya koyuyor.
Dış Ticaret Verileri
TİM tarafından açıklanan verilere göre ilimiz temmuz ayında,
önceki yılın aynı ayına kıyasla yüzde 6,1’lik, geçtiğimiz Haziran ayına göre
ise yüzde 14,2’lik artışla 556.5 milyon dolarlık ihracat gerçekleştirdi. Bu
ihracat tüm zamanların en yüksek ikinci Temmuz ayı ihracatı oldu. Bu rakamlarla
7. il konumumuzu da koruduk.
Ayrıca TÜİK’in açıkladığı 2026 Haziran ayı ithalat
rakamlarına baktığımızda Haziran ayında ihracatın ithalatı karşılama oranı %138
olarak gerçekleşti ve yılın ilk yarısını 760 milyon dolardan fazla dış ticaret
fazlasıyla kapatmış olduk.
2025 yılında toplam ithalatımızın %75,2'sini hammadde ve ara
malları, %19,8'ini ise yatırım malları oluşturdu. İthalatımızın yaklaşık %95'i
üretim girdileri ile sermaye mallarından meydana geldi. İhracatta ise bunun
tersine bir yapı görüyoruz; Sakarya ihracatının %64,8'i tüketim mallarından
oluşurken, Türkiye genelinde bu oran yaklaşık %34 düzeyindedir. Sakarya,
tüketim malları ihracatında Türkiye'de 4'üncü sırada yer alıyor. Bu tablo,
ilimizin hammadde, ara malı ve yatırım malı ithal ederek bunları üretim
sürecinde katma değerli nihai ürünlere dönüştüren güçlü bir üretim merkezi
olduğunu gösteriyor.
Bununla birlikte, dış ticarette dikkat etmemiz gereken bir
eğilim de bulunuyor. 2020-2025 döneminde ihracatımız yaklaşık %35 artarken
ithalatımız yaklaşık %50 arttı. Buna bağlı olarak ihracatın ithalatı karşılama
oranı 2020'de %159 seviyesinden 2025'te %143'e geriledi. Sakarya güçlü biçimde
dış ticaret fazlası vermeye devam ediyor; ancak ithal girdilerin ihracattan
daha hızlı artması, üretimde dışa bağımlılık ve maliyetler bakımından dikkatle
takip edilmesi gereken bir konudur.
Globby’e Dünya İkinciliği Ödülü
İnovakademi iş birliğiyle geliştirdiğimiz yapay zekâ
destekli dış ticaret platformumuz The Globby, uluslararası alanda önemli bir
başarıya imza attı. Platformumuz, Dünya Ticaret Örgütü, Uluslararası Ticaret
Merkezi, Milletlerarası Ticaret Odası ve Uluslararası Telekomünikasyon Birliği
tarafından düzenlenen “Small Business Champions 2026” yarışmasında dünya
genelindeki başvurular arasından seçilerek global düzeyde ikincilik ödülünü
kazandı. Üyelerimizin dış ticaret süreçlerinde ihtiyaç duyduğu bilgi ve
analizlere daha etkin şekilde ulaşabilmesini sağlayan bu projemizin
uluslararası ölçekte takdir görmesinden büyük memnuniyet duyuyoruz. Emeği geçen
herkese huzurlarınızda bir kez daha teşekkür ediyorum.
Fındık Fiyatları
Bu ay başında 20262027 sezonu için kabuklu fındık alım
fiyatları açıklandı. Fındık, Sakarya için üretim, ticaret ve ihracat açısından
stratejik öneme sahip ürünlerin başında geliyor. Üreticilerimizden ve piyasadan
gelen değerlendirmelere baktığımızda, açıklanan rakamların beklentilerin
altında kaldığı bir gerçek. Ancak 89 bin 261 ton olarak öngörülen rekolteyle
birlikte değerlendirildiğinde, üretici açısından ciddi bir kayıp olmadığını da
söyleyebiliriz.
Bundan sonraki süreçte piyasa koşulları, ihracat talebi,
döviz kuru ve ürün kalitesi fiyatın seyrinde belirleyici olacaktır. Açıklanan
fiyatların, serbest piyasa koşulları içinde üreticiyi koruyan bir referans
oluşturmasını bekliyoruz. Diğer taraftan yerel üreticimizi de gözetmemiz
gerekiyor.
Nasıl alışverişlerimizi Sakarya’dan yapmaya önem veriyorsak,
fındık alım ve satımlarında da aynı anlayışı sürdürmeliyiz. Buradan tüm sektör
temsilcilerine de çağrımızı yapmış olalım. Açıklanan fiyatların ve rekoltedeki
toparlanmanın üreticimize, tüccarımıza ve ihracatçımıza hayırlı olmasını
diliyorum.
Yarına Yön Ver Projesi
26. Meslek komitemizin girişimleriyle mobilya sektörüne
yönelik olarak başlayan ve sonrasında odamızca tüm sektörleri ve meslek
komitelerini kapsayacak şekilde geniş bir çalışmaya dönüştürdüğümüz “yarına yön
ver” projemizdeki çalışmalarımız devam ediyor.
Geçen ay proje ile ilgili tanıtım videomuzu sizlerle
paylaşmıştık. Bu ay sosyal medya mecralarımızdan mesleki eğitimi özendirme ve
meslek liseleri ile ilgili videolarımızı da paylaştık
Projeyi, İl Millî Eğitim Müdürlüğümüz ve İŞKUR ile daha önce
imzaladığımız iş birliği protokolü kapsamında ilerletiyoruz. İlk aşamada
işletmelerimizin mevcut ve geleceğe dönük personel ihtiyaçlarını ve ihtiyaç
duyulan yetkinlikleri belirlemek üzere bir saha araştırması gerçekleştireceğiz.
Pilot sektör olarak da projenin çıkış noktası olan mobilya sektörünü
belirledik.
Araştırma sonucunda ortaya çıkan ihtiyaçlar doğrultusunda,
ilgili kurumlarımızla birlikte sektörün ihtiyaç duyduğu eğitim ve mesleki
gelişim çalışmalarını da hayata geçireceğiz. Okulların açılmasıyla birlikte ise
sektörlerimizin rol modellerini gençlerimizle buluşturacağımız öğrenci-sektör
buluşmalarını başlatacağız. Böylece işletmelerimizin ihtiyaç duyduğu nitelikli
insan kaynağını doğru şekilde tespit eden, buna uygun eğitimleri geliştiren ve
gençlerimizi sektörlerle doğrudan buluşturan uçtan uca bir çalışma modeli
oluşturmayı hedefliyoruz.